"Saçmalama Iseul asla böyle birşey yapamam!" Jihyun saatler önce hastaneye fazla duman yuttuğu için öksürerek geldiği ve adından bayıldığı arkadaşına biraz önce gözlerini açmadığı için ağlarken şimdi onunla şiddetli bir tartışmanın ortasındaydı. Iseul hastanenin acil bölümündeki oturduğu beyaz çarşaflı hastane sedyesinde sıkıntılı bir nefes aldı "Jihyun zorluk çıkarma sen doktorsun ve en yakın arkadaşımızsın Seokjin sana inanır merak etme" Jihyun kollarını göğsünde kavuşturarak "öldüğünü söylemek o kadar kolay mı sanıyorsun sen? Seokjin'in ne kadar üzülür biliyorsun! Yapma bunu!"
Iseul burukça gülümsedi "onun umrunda bile olmayacağımı biliyorum Jihyun bana yardım edeceksin sadece" Jihyun anlamazca arkadaşına bakarak "derdin ne senin? Cidden!" Dedi. Iseul arkadaşına bakıp dudağının kenarını alayla ve acıyla kıvırdı "aldattı...beni aldattı Jihyun onun umrunda bile değilim" az önce kollarını bağladığı için beyaz doktor önlüğünün kol kısımları kıvrışmış Jihyun kollarını şaşkınlıkla iki yana açıp "ne!?" Demişti ağzı açık kalırken. "Duydun işte! Aldattı beni!" Gözyaşlarına tekrardan boğulmamak için derin derin nefesler aldı. Jihyun ile dolu gözleri kesişince Jihyun istemeyerek de olsa kabul ettiğini belirtti. Üzgünce "peki nereye gideceksin?" Dedi. Iseul kafasını çevirip "Busan'a gidiyorum...eski evime...gerçek evime" Jihyun arkadaşına sıkıca sarıldı "Seni çok özleyeceğim ne zaman gidiyorsun?" Iseul elini kolundaki seruma attı. "Şimdi!"
♤♤♤♤♤♤♤♤
"Jihyun!" Genç doktor arkasını döndüğünde telaşla gözleri parlayan arkadaşını gördü ve içinde birşeyleri susturmak zorunda kaldı. Jihyun doktor dürüstlüğüne ihanet edip yalan söyleyecekti şimdi. Bu onun prensibiydi ve onu arkadaşı için yıkacaktı. Jihyun yüzüne takınmayı umduğu kireç gibi bir ifade yerleştirdi. "N-ne o-oldu ona?" Seokjin titreyen sesiyle sorduğunda Jihyun gözlerini hastanenin beyaz fayans zeminine kaçırarak. "Üzgünüm onu kurtaramadık" başını çevirip dokunsan ağlayacak durumdaki arkadaşına baktı ve devam etti"M-malesef O...artık aramızda değil" Seokjin gözleri tamamen bir şelale gibi kendini bırakırken "ş-şaka...şaka yapıyorum de lütfen Jihyun!" Hastanenin ortasında duran bu ikiliyi birkaç insan ve hemşireler izlerken Jihyun arkadaşını kolundan tuttuğu gibi peşinden sürükleyerek boş bir odaya soktu. Ve nedenini bilmediği bir şekilde sinirle konuşmaya başladı "O son savaşını verirken sen nerdeydeydin aptal!?" Seokjin içinden kısıkça "lanet olsun ki yanında değildim" dedi tabi bunu Jihyun duymadığı için sinirle devam etti "Seni defalarca aradım! Açmadın Seokjin! Evi Iseul kendisi yakmış! Eviniz küle dönüşürken kahretsin sen nerdeydin!?" Seokjin acıyla arkasındaki sedyeye bıraktı güçsüzleşen bedenini.
İçinde büyük vicdan azapları kalbi ve beyni ile soğuk savaş veriyor pişmanlık kusuyordu resmen gözleri. "Benim yüzümden! Kahretsin beni yüzümden!" Zayıflamış ellerini dışardan daha belli olmasada yavaş yavaş güçsüzleşen saç tellerini arasına daldırdı ve geriye yatırdı çaresizce saçlarını Seokjin. Gözyaşları içinde ayağa fırlayıp kapıdan çıktığında Jihyun'un odaklandığı tek şey zemine dökülen bir kaç saç teli ve saç telleri ile birlikte yere düşmüş nişan yüzüğüydü.
Iseul trenden indi ve derin bir nefes alarak yol boyunca kendi kendine söylediği o cümleyi bir kez daha tekrar etti "unutma Iseul sen yanlış birşey yapmadın seni aldatan ve bırakan oydu artık onun için gözyaşı dökmeyeceksin kendin için yaşayacaksın Kim Seokjin senin için maziye gömüldü ve bitti öyle birini tanımıyorsun" gözlerini kapatıp açtı sanki bir bilgisayarın yenileme tuşuna basmış gibi derin bir nefes aldı yüzüne gülümsemesini takınarak yavaşça "özledim seni Busan. Umarım sende beni çok özlemişsindir" dedi. Evle beraber eşyaları yandığı için yanında eşyası telefonu, anahtarı ve cüzdanı haricinde yoktu bu yüzden rahatça o kalabalık istasyondan çıktı ve bilindik sahil kenarındaki eski evine doğru yol aldı. Aslında yol haricinde herşey değişmişti sadece bir kaç tanıdık ev ve sima vardı etrafta.
Ve o tanıdık simalarda onu tanımıyordu çünkü Iseul kimse onu tanımasın diye tüm görünüşünü değiştirerek gelmişti buraya. Annesi görebilseydi o bile tanıyamazdı Iseul'u...Sonunda 2 katlı evinin önüne vardı. Evin önünde durup gözlerini evinin duvarının her santimetresinde gezdirdi. Anahtarını çıkarıp kapıyı açtı ve açar açmazda kapının girişindeki eski pembe bisikletini gördü. O an buraya gelmekle hata yaptığını öğrendi. Kulaklarında çınlayan "sana 50 çilekli süt borcum olsun!" Diyen Jin'in sesi ve o eski hatıraları gözünün önüne geldi bu evde de fazlasıyla anıları vardı. Hışımla bisikleti kapının önüne fırlatır gibi koydu ve evin içine girdi. Burda bıraktığı birkaç eşyasını ve kıyafetlerini küçük sırt çantasına toplayarak masadan bir kağıt aldı üzerine "ACİL SATILIK" yazıp cama astı.
Kulaklarında çınlayan eski özlem dolu kahkahalarını daha fazla duymamak için evden çıktı ve emlakçının yolunu tuttu. Bu evden daha doğrusu bu anılardan kurtulması gerekiyordu. Öyle ki hepsinden kurtulursa ancak güçlü durabilirdi.
Oy ve yorum atmayı unutmayın ♡

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Stawberry Milk//Kim Seokjin♡
FanfictionBilinmeyen Numara : Hey! Kim Seokjin bana 50 çilekli süt borcun vardı unutmadım! Bu kurguya kapak yapan canım adaşım @petaeunia ya çok çok teşekkür ederim💜