"Ah, hayır. Sadece dalmıştım."
"Seni böyle bir yerde görmeyi beklemiyordum. Ama bir kez daha karşılaşmamız güzel bir tesadüf". Her zamanki gibi gülümsüyordu ve o güldükçe küçük gözleri adeta kayboluyordu. Mari de bu görüntüye karşılık gülümsedi. "Beni, böyle bir yerde mi?" diye şaşırarak sordu. Beklentiye girecek kadar tanışmıyorlarken neden şaşırmıştı ki bu kadar.
"Yani, biraz soğuk gibisin. İfadesiz bakışlar falan". Anlaşılan o ki Yuta bey lafını esirgemeyen tiplerdendi. Biraz çekingen bir tavrı vardı ama söylemek istediğini söylemişti.
"Isınmaya geldim," dedi Mari. "Soğuk ifademi sıcacık kitaplar arasında kaybediyorum."
Bu cevap Yuta'yı yine gülümsetmişti. Karşısındaki kadının çok zeki olduğunu düşündü. Başka biri olsa ondan bu sorusunun açıklamasını ister, yaptığı esprileri anlamadığından konuyu uzak noktalara çekerdi. Mari'nin kıvrak zekasından etkilenmişti. "Biraz vaktin var mı? Belki geçen gün dökülen kahvemi telafi etmek istersin?"
"Sende o gün kaybettiğim zamanımı telafi etmek istersen neden olmasın." Mari içten içe bu hazırcevap tavrından dolayı kendini tebrik etti.
Mari'nin cevabının üzerine söyleyecek söz bulamayan Yuta, sadece gülümsemekle yetindi. Daha sonra birlikte bulundukları yerin tam tersi yönündeki koridora yöneldiler. Kitap raflarının pencereler hariç tüm duvarları süslediği küçük bir alana geldiler. Pencerenin tam karşısında, kitap raflarının arasında kalan dar alanda küçük, ahşap bir masa bulunuyordu. Masanın üstünde küçük bir saksı, etrafına da farklı boylarda ve renklerde 3 sandalye vardı. Mari önden geçerek arkası pencereye dönük olan açık renkli sandalyeye oturdu. Yuta ise masanın diğer ucundaki koyu kahverengi sandalyeye oturmayı tercih etti. Aralarında kalan koyu yeşil renkli sandalye ise boş kalmıştı.
Başta pencereden yansıyan ışıklar sebebiyle yüzünü buruşturan Yuta, ışığa alışınca hemen mimiklerini düzeltti. Gözlerini kısıp kaşlarını çatması bir an için Mari'ye tatlı gelmişti. Gözlerini Yuta'dan alıp etrafını inceledi. Buradan ayrılmadan önce güzel ambiyansa sahip bu köşeyi fotoğraflamayı aklına not etti.
Mari düşünceler alemindeyken, oturdukları andan beri ilk konuşan Yuta oldu. "Kitapları seviyorsun." Bu bir çıkarım cümlesiydi ama sorar gibi de konuşmamıştı. Mari yine de onayladı. "Evet, severim." "Sende seviyor olmalısın?" diye devam etti. Bu bir çıkarımdan çok soru anlamı taşıyordu. Yuta kafasıyla onayladı. "Aslında araştırıp öğrenmeyi seviyorum. Kitaplar bunlar için en iyi araçlar."
Bilişim çağında böyle bir cümleyi duymak Mari'yi şaşırtmıştı. Hele ki teknolojiyi en iyi kullanan toplumlardan birinden gelen bu kişinin böyle bir cümle kullanıyor olması oldukça enteresandı. "İnternetten daha kolay araştırma yapıp bilgi edinebiliyorsun. Bunu bilmiyor olamazsın." diye alaycı bir şekilde konuştu. Yuta'nın cevabını merak ediyordu.
"Dijital dünya tam bir çöplük. Evet, hazır ve çabuk ulaştığımız bilgiler var ama kitaplar daha sağlam. Dünyadaki tüm kitapların henüz internet ortamına taşınmış olabileceğini düşünmüyorum." Bu durumdan yakınırcasına cevaplamıştı.
Mari bunun iyi bir cevap olduğunu içten içe kabul etti. "Haklısın tabi," diye hak verdi. "Öyleyse burada henüz ulaşılamayanları mı arıyorsun?"
Bu sırada yaşlı bir adam yanlarına yaklaşarak bir şeyler isteyip istemediklerini sordu. Mari sabah içermediği yeşil çayını arkadaşlarıyla birlikteyken içmeyi planlamıştı. Fakat Yuta'ya ayıp olmaması için yeşil çay siparişi verdi. Yuta da aynı şeyi istediğini söyleyerek Mari'nin sorusuna cevap verdi.
"Ulaşılanı arıyorum aslında. Kolay olduğu için insanların gözardı edip, sonraya ertelediklerini." dedi. Karmaşık bir cümleydi. Mari başta anlamadı ama Yuta anlayabilmesi için ona zaman tanıdığından bu cümlenin üzerine düşündü. Onlar sessizce beklerken yeşil çayları gelmişti.
"Peki," dedi Mari, Yuta onun devam etmesine fırsat tanımadan söze başladı. "Çayın soğuyor."
Mari çayını yudumlamaya başladığında karşısındaki adamın gözlerini üzerinde hissediyordu. Konuşmak için fırsat kolladığını düşünerek bakışlarını ona yöneltti. Beklenen soru geldiğinde hafifçe gülümsedi. "Buralarda mı yaşıyorsun?"
"Hayır, birazdan arkadaşlarımla buluşacağım." Mari'nin verdiği cevapla yüzünde belli belirsiz bir hayal kırıklığı oluşan Yuta kafasını salladı. Mari bunun yakınlarda yaşamadığıyla mı yoksa arkadaşlarıyla buluşacak olmasıyla mı ilgili olduğunu çözemedi. Kısa bir süre sessizce çaylarını yudumladılar. Mari bu garip sessizlikte çayı içerken elinde olmadan çıkarabileceği yudumlama sesini çıkarmamak için dua ediyor ve küçük yudumlar alıyordu. Hep böyle anlarda başına talihsiz olayların gelmesi ihtimalini kafasından atabilseydi daha rahat davranabilirdi. Düşüncelerini Yuta'nın sesi böldü. "Mekan tercihinizi takdir ettim. Böyle kafelerde insanların boş muhabbetlerle vakit öldürmesi imkansız. En ilgisiz insan bile kitapların büyülü dünyasına kapılır burada."
Yuta'nın hayranlık uyandıran ses tonu ve özenle seçtiği kelimeler, onun gerçekten iyi bir okur olduğunu gösteriyordu. Kelimeler dudaklarından su misali dökülüyor, düşündüklerini oluşturduğu kurallı cümlelerle karşı tarafın anlayabileceği şekilde aktarıyordu. Mari bir an için onunla daha fazla vakit geçirmek istedi. Ve istemsizce dudaklarından dökülen kelimelere inanamadı. "Bugün tesadüf eseri karşılaştık belki, ama planlı olarak da burada bir gün buluşabiliriz."
Yuta memnun olacağını belirtti ve ikili iletişimde kalabilmek için telefon numaralarını birbirine verip vedalaştı. Mari arkadaşlarından gelen mesajlar üzerine kafenin en üst katına çıkmak için merdivenlere yöneldi.
Dördüncü kata ulaştığında dar ve dik merdivenler sebebiyle nefes nefese kalmıştı. Bu kat aşağı katlara oranla daha ferahtı. Kitaplıklar daha azdı, oturabilecek alan daha fazlaydı. Kitaplık raflarını çizgi romanlar ve dergiler süslüyordu. Pencere kenarında bulunan masalardan birinde oturan arkadaşlarına doğru yöneldi. Arkadaşları sıcakladığı için Mari'ye pencere kenarında oturmasını söylediler. Bazen sürekli iletişim kurmamalarına rağmen ona bu kadar iyi davranmaları Mari'yi şaşırtıyordu. O, çok fazla tanımadığı insanlarla bu kadar samimi olmayı beceremiyordu.
Acıkmıştı, her zaman yaptığı gibi fıstık ezmeli tost sipariş etti. Gelecek olan birkaç kişiyi daha bekleyeceklerini öğrendiğinden gelen tostundan bir parça alıp ayıp olmaması için onları beklemeye karar verdi. Gündelik ve ona göre gereksiz olan sohbetlerden kaçınmak için kafasını çevirip pencereden dışarıyı izledi. Geldiği dar sokağı göremeyen Mari, buranın kitapçının arka yönüne baktığını anladı. Bu yön, genişçe bir yürüyüş parkı olan yeşillik bir alana bakıyordu. Parkı çevreleyen ve kitapçının da yanından geçen bir otoyol vardı. Büyük siyah bir arabanın bulundukları yöne doğru geldiğini gördü. Gözleri arabanın geliş yönünü takip ederken bulundukları binadan çıkan bir kişini de arabaya doğru hızlı adımlar atarak yürüdüğünü fark etti. Bu biraz önce vedalaştığı Yuta'ydı. Araba yavaşladı ve durdu, Yuta arabaya bindi. Daha sonra araba yanlarında bulunan otoyolda ilerleyip, gözden kayboldu.
Yuta böylesine gösterişli ve pahalı bir arabaya sahip olacak biri miydi? Belki arkadaşıdır diye düşündü. Bir anda aklına Y-BOT şirketi çalışanlarıyla yedikleri yemek geldi. Vedalaşırken o şirketin patronunun böyle bir arabaya bindiğini hatırladı. Ne yani patronu çalışanını mı almaya gelmişti?

ŞİMDİ OKUDUĞUN
İNSAN
Bilim Kurgu"Duygularını tamamen yok sayan canlı kanlı biri mi, yoksa insan duygularını harekete geçiren davranışlara sahip bir robot mu?" Yapay zekanın insani duygularla imtihanının sonucu ne olacak? . . . . . © 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsa...