6. Bölüm

2 0 0
                                    

1500 kelime

6. Bölüm: "Nereye gidiyoruz?"


Dümdüz sarı çalıları ev sahipliği yapmış derin uçurum, üstündeki eskimiş bir köy ve rüzgarlar, titreyen ağaçlar... Her şey uçurumun metrelerce uzağındaki dağların arasında batan güneş yüzünden kızıla boyanmıştı. Yakında geçen gece olduğu gibi her şey kendini ay ışığının ve yıldızların insafına bırakacaktı.

Gözlerim bu güzel manzaranın tadını çıkaramıyordu çünkü yüreğime oturmuş derin sıkıntılar beni gerçek hayattan koparmıştı. Elime bulaştırılmış düzenli hayatımın gidişini izlemek gibiydi güneşin batışını izlemek.

Yıkık dökük köy evinin kapısız ama tamamen uçuruma bakan duvarına yaslanmış manzarayı izliyordum. Ev öyle yakın koyulmuştu ki uçuruma, iki üç adım atsam metrelerce yüksekten düşecektim. Ama buna gücüm yoktu, tüm hücrelerim bana pes etmemi söylüyordu ama yaradılışımdan beri içimde yanan kıvılcım beni hep ayakta tutacaktı.

Gözlerim derin ışıkla kamaşmasına rağmen ıslak, çamurlu ve ağır kıyafetlerim yüzünden bu ışık beni ısıtmıyordu. Ellerimin kollarıma dolamış ısınmaya çalışıyordum, bu çaresiz durumun karşısında yapacak hiçbir bir planım yoktu ama Devrim arada bir eve giriyor, oradan oraya dolaşıyordu ve hiçte çaresiz bir havası yoktu. Onun benden daha deneyimli ve sağlam biri olduğu barizdi ama bir saat önceki konuşmalardan sonra onun aslında göründüğünden daha güçsüz olduğunu görmüştüm.

Ne yapacaktım şimdi? Ne sözlerle gelirse gelsin Devrim'e güvenmek çok zordu. O, nefretiyle gece uykuya daldığım bir adamdı. Ne olursa olsun o hayatımın katiliydi. Nefretim dinmemişti ama yılların yorgunluğuyla kendimi bırakmıştım. Görecektim neler olacak, her şeyi yapacaktım sadece bir daha esir olmamak için aynı kafeslere.

Bende biliyordum geçmişimin bir gün ayağıma dolanacağını, sadece hiçbir zaman bundan kurtulmayı düşünmemiştim. O kişilerin nefretinden kurtulamayacağımdan emindim ve tek amacım hızlı, keskin bir kurşun ile hızlıca ölmekti. Ama şimdi, deneyecektim. Ne kadar yolun sonunda o bir kurşunu kafama yemek zorunda olacağımı bilsem de başarmayı deneyecektim çünkü elimde erimiş bir hayat ile yapacak başka bir amacım yoktu.

İnsan yavaşça kararan havanın esintisiyle, yalnızlığın sessizliğiyle, uçurumun güzelliğiyle düşündüğünde umursamak istemiyordu mantığı. Devrim'in dediklerini yapmak benim için cehenneme yürümekti. Ama benim cılız boşluğum, yalnız kalmış duygularım, ölmüş hayallerim tutunacak bir dal aramaktaydı. Çünkü kaybedecek bir şeyleri bile yoktu.

Güneşin kızılı koyulaşırken ağır adımlarla duvarın yanında yürüdüm ve evin kapısının yanına geldim. Alıştığım görüntüden çıkınca beynim çalışmaya geri dönmüştü. Gözlerim Devrim'i arıyordu. Birkaç adım daha ilerledim ve o zaman evin ormana bakan duvarına atılmış çalı çırpıları gördüm. Sanırım Devrim'de bir yerlerde ateşe malzeme arıyordu.

Orayı boş verip evin içine girdim. Taştan yapılmış duvarları ve tahta kapakları olan pencereleri inceledim. Çatıda delikler vardı, yabani otların kapladığı zeminde yürümek zordu ama iyi bir yatak olabilirlerdi, tabii ıslak olmasalardı. Solumdaki pencerenin altında kırık tahta parçaları vardı, muhtemelen eskiden bir kapıydılar.

Devrim evin içindeki otların üzerinde yürüyerek onları ezmişti. Bu yüzden daha rahat yürüyebiliyordum.

Burayı boş verip dikdörtgen boşluktan dışarı çıktım. Hava iyice kararmıştı, hemen ateşi yakmazsak zifiri karanlık üzerimize çökecekti.

Çalıların olduğu yere yürümek için döndüğümde onları dizmeye çalışan Devrim'i gördüm. Tahtaları bir hizaya getirmeye çalışırken taşlarla onlara destek yapıyordu. Umarım çakmağı vardı.

Yayımlanan bölümlerin sonuna geldiniz.

⏰ Son güncelleme: Jul 31, 2020 ⏰

Yeni bölümlerden haberdar olmak için bu hikayeyi Kütüphanenize ekleyin!

KAFESHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin