18 Nisan 1021 Saat: 22.11
Narg ile Nikarg kararmaya başlamış gökyüzünün altında karşı karşıyaydı. Narg her şeyi anlatmıştı. Ukera'nın hayat hikayesini, onu neden seçtiğini ve nasıl onun bedenini ele geçirdiğini... Artık anlatacak bir şey kalmamıştı.
Nikarg "Demek Ukera böyle bir geçmişe sahip... Tatlı şey..." diye içerlenmişti. Ukera'nın yaşadıklarına üzülmüştü çünkü. Narg ise bu tavırlara gelemezdi. Yüzünde memnuniyetsizliğini belli ederek "Artık konuştuğumuz yeter. Oyuncağını öldürüp seni benimle götüreceğim" deyip savaş duruşunu aldı. Nikarg da "Öyle olsun. Konuşarak halledilecek gibi değil" diyerek kılıcıyla duruşunu aldı.
Birbirlerine baktılar bir süre ve sonunda atıldılar. İki tarafında kılıçları alevler çıkarıyordu sanki. Çökmeye başlayan gece onların alevleri ile aydınlanıyordu.
Bir süre sonunda işin içine teknikler girmeye de başladı. Narg "Ateş Nefesi" ile ateşten bir nefes üfleyip geri çekilmesini sağladı, hemen ardından "Toprak Dikiti" ile gittiği yönde bir dikit meydana getirdi ve durmak zorunda kaldı ama dikkatini dikite verdiği için açık meydana geldi. Narg "Elektrik Ayakları" ile hızlıca dibine geldi ve "Hava Topu" tekniği ile elinde oluşturduğu yüksek enerjiyi gövdesine savurdu.
Ancak Nikarg'ın "Tornado Dönüşü" ile hem Narg gerisine fırladı hem de oluşturduğu dikit yok oldu. Narg havada taklalar atarak yere yumuşak iniş gerçekleştirdi ama Nikarg'ın bir anda önünde bitip kılıcını savurmasıyla son anda kılıcın yönünü saptırarak kendini koruyup biraz geri çekilebildi.
Bu savaş her yer tamamen kararana kadar sürdü. Artık göz gözü görmüyordu ama onlar sanki birbirlerini elleriyle koymuş gibi bulup savaşmaya devam edebiliyorlardı.
Savaştıkları zemin, yapılan tekniklerden dolayı tamamen mahvolmuştu. Taş üstünde taş kalmamış, zemin yarılmış, ağaçlar yıkılmıştı.
Narg ve Nikarg "Ateş Topu" tekniklerini meydana getirerek birbirlerine koşup çarpıştırdılar ve tüm gökyüzü kısa bir süreliğine aydınlanacak kadar büyük bir patlama meydana geldi. İki tarafta kendi arkalarına doğru fırlamışlardı.
Narg ayaklarını yere sürttürerek kendini durdurmuştu. Nikarg da bunu yapmak istedi ama Fin'in bedeni artık dayanamıyordu. Yerde sürüklenmeye başladı.
Sürüklenmesi kesilince tüm bedeni sızlamaya başladı. Neredeyse tüm damarları belirginleşmişti ve rengarenk bir hal almışlardı. Bedeni artık daha fazla Yaratılış gücüne dayanamazdı. Nikarg bunun farkındaydı. Asıl sorun Narg da bunun farkındaydı.
Nikarg ne yapacağını düşünürken Fin "Narg onun içinde olduğu sürece tehlikede olacaksın. Onu geri yollamalısın. Benim bedenim tamamen yok olacak dahi olsa, onu geri yolla" dedi. Nikarg da "Seni öldüremem!" diye bağırdı. Fin ise onun ruhuna arkadan –ilk haydut avlama sırasında ağacın tepesindeki Nikarg'ın ona yaptığı gibi- sarılarak "Seni seviyorum, Nikarg. Bu yüzden beni öldürmelisin" diyerek gülümsedi. Nikarg'ın da gözleri yaşlandı ve kararlı bir şekilde ayağa kalktı.
Narg "Senin oyuncağın da ne kadar dayanıksızmış? Birazdan geberip gidecek" diye gülmeye başladığında Nikarg "Savaş Tanrıçası" dedi. Bu iki kelime Narg'ın tüm özgüvenini bir anda yok etti. Az önce gülen suratı, korkuyla titriyordu.
Nikarg bu teknik ile Fin'in bedenine kendisinin tüm gücünü yüklemişti. Bu şekilde sadece birkaç dakika dayanacak ve sonunda ölecekti. Fin, gelecek için kendini feda etmeyi göze almıştı ve Nikarg buna saygı duymuştu.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
İlk Korku-Gezgin Kurt Savaşçısı (Düzenlendi 4-19 Eylül)
Fantasy"Minelia" adındaki gezegende geçen bu hikayede "Fianir" lakabıyla anılan "Gezgin Savaşçılar", Tanrı tarafından kutsanıp özel güçlere sahip "Migar"ların aksine sıradan insan olmasına rağmen bir Migar gibi savaşıp canavar avlayabiliyorlardır. Hikayemi...