Selam gençler, oy vermeyi unutmayın.
İyi okumalar❤️♠️
"kalbimin kırılışını, ruhumun acıya olan direncinin duyduğum bir sözle yerle bir oluşunu unutamıyordum."
Brand'ı arkamda yıkık dökük bir binadan farksız şekilde bırakıp gitmek benim için hiç kolay olmamıştı. Bedenimin ağırlığının yanında, duyduklarımın ağırlığı zihnimde çalkalanıyordu.
İşte şimdi, tam şu anda karar vermiştim annemden kalan sayfaların içini açmaya. Babam olacak adamın sürekli kötü olduğunu duyduğumdan ötürü, kendisiyle karşılaşmak, diğerlerinin bildiği gerçeği kadar yakmamıştı canımı.
Göz yaşlarımın ıslattığı yanaklarım, ılık havanın suratıma vuruşuyla kurumuştu. Kendimi atabileceğim bilindik bir yerim yoktu. Yurdun kapısından hızlıca içeri girerken, kimsenin merak dolu suratına bakmak istemiyordum ancak hepsinin gözünün üzerimde olması bakışlarımı onlara döndürdü. "Benden saklarken, öğrendiğimde yaşayacağım acıyı ya da bir gün öğrenebilme ihtimalimin olduğunu hiç düşünmediniz mi?" hepsinin yüzündeki mahçup ifade, gözlerini yere indirmelerini sağlamıştı.
Sarah bana doğru yaklaşırken, elimi havaya kaldırarak durmasını sağladım. Dudaklarını dişledikten sonra dolu olan gözlerinden bir damla yaş süzüldü yere.
"Biz sadece nasıl söyleyeceğimizi bilemedik." dedi mahçupça. Yanında duran Archer, Sarah'a destek amaçlı omzunu tutuyordu. Gülümsedim, onları böyle görmek ister istemez bunca hengamenin arasında gülümsetebiliyordu. Melvin, parmaklarıyla oynayışını bitirdikten sonra yutkunarak "Özür dilerim, dileriz. Sanırım şu an yapabileceğimiz tek şey senden özür dilemek." dedi. Dudağımın kenarını dişledikten sonra Garvin'in kucağında uyuyan bebeğe doğru yöneldim.
Parmaklarını yumruk haline getirmiş, güzelce uykuya dalmıştı. Bileğinden tutarak dudağıma yaklaştırdığım eline ufak bir buse kondurdum. Garvin, bir adım gerilediğinde, şaşkın bakışlarımla yüzüne odaklandım.
"Tamam bak söylemedik özür dileriz. Hem ben bugün bu bebeğe baktım, bunun hatrına affedilebilirim bence." dalga geçmiyordu ama ılımlı konuşmuştu. Dış kapıdan gelen sesle başımı oraya çevirdiğimde, içeri soluksuz giren Brand'ı buldu harelerim. Yorgun, biçare bakışları bende toplandığında, hızla Garvin'e dönerek bebeği ondan aldığım gibi merdivenlerden koşarak yukarı çıkmaya başladım.
Kasıklarıma kendini gösteren sızı bir anda krampa dönüştüğünde, merdivenin son basamağında acıyla korkuluklara tutundum. Arkamdan gelen ayak sesleri Brand'ın gelişini kulağıma fısıldıyordu. Şakağımda top top biriken ter damlaları sinirimi iyiden iyiye bozuyordu. Kolumda hissettiğim baskıyla, kokusuna aşina olduğum adama doğru döndürüldüm.
"Kaçma benden," dedi fısıltıyla. "Sancın var görüyorum, yapma bunu Aniyenna."
Gözlerim bakışlarına kaydığında, kendimi aylardır sanki hiç ağlamamışcasına ağlarken buldum. Brand'ın kolları beni kavramaya kaydığı vakit, elimi koluna uzatarak onu durdurdum. "İstemiyorum, seni görmek istemiyorum Brand." çehresi korkuyla titrerken, bakışlarından üzgün hüzmeler döküldü. Dudağımın arasında kaybolan gözyaşıma uzattı parmağını. O, baş parmağı ile gözyaşımı silerken Kalbimin bir tarafı sürekli zonkluyordu. Tek elimle karnımın üst tarafında zorlukla tuttuğum bebeği kucağına aldı.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
KAN MAVİSİ
ParanormalMumun içinde eriyen bedenlerdik. Mumun üzerinden gökyüzüne dağılan ince dumanında bir parça bizden vardı ve gökyüzünde ruhlarımızla raks ediyordu tenimiz. Tek bir farkla. Ruhumuz... Hatta bedenlerimiz bile birbirine saplı şekilde dans ederken, zihni...