ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

53 5 1
                                    

Meryem Savaş, tıp dünyasına yeni atanmış bir cerrahi asistandı. İleride kardiyoloji bölümünde uzmanlaşmak istiyor, bunun için de büyük bir şevkle çalışıyordu. Üç ev arkadaşıyla birlikte İncirli'de yaşıyordu. Ev arkadaşlarından biri laboratuvar teknisyeni, diğerleri ise Meryem gibi cerrahi asistandı. Her biri de Keçiören Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde çalışıyordu. Hallerinden oldukça memnunlardı. İstedikleri şeylere ulaşmalarına az kalmıştı. Sonunda küçükken kurdukları hayalleri gerçekleşmiş, sadece o hayalleri bir üst seviyeye taşımak kalmıştı.

Meryem, dışarıdan bakıldığında kırmızı ve düz saçlarıyla, oldukça uzun boyuyla, çekici vücut hatlarıyla ve bir meleği andıran gülüşüyle dikkat çekiyordu ve diğer asistanlar da etrafında pervane oluyor, bir randevu kapmak için kıyasıya yarışıyorlardı. Babasına göre güzelliğini annesinden almıştı Meryem. Annesini sadece fotoğraflardan görmüş olsa da onu çok severdi. Ne yazık ki annesi o daha çok küçükken hayatın sıkıntılarını daha fazla kaldıramamış ve kendini bir arabanın önüne atmıştı. Kendisine çarpan arabanın etkisiyle omurgası ve kafatası kırılmış, hayata o anda gözlerini yummuştu. Meryem annesinin cenazesine elinde oyuncak bebeğiyle gelmiş ve onu annesinin mezarına bırakmıştı. Annesinin o toprağın altında neden bulunduğunu ve orada ne yaptığını bilmiyordu o zamanlar. Sadece bebeğini annesine bırakmak istemişti. Belki annesi hediyesini beğenir de geri gelirdi. Kendi kendine söz vermişti. Artık daha iyi bir kız olacaktı, sinirlense bile asla kötü şeyler düşünmeyecekti. Fakat annesi hediyesini beğenmemişti. O günden sonra bir daha annesi hiç geri gelmemişti. Belki de hediyeyi beğenmemiştir diye düşünmüştü Meryem. Babasıyla birlikte her gün annesine gitmişti. Her gittiğinde ayrı bir çiçek almış ve annesinin mezarına bırakmıştı. Her seferinde dua etmişti annesinin geri gelmesi için. Allah küçükleri kırmaz demişti akrabaları. Dualarını kabul eder demişlerdi. Ama kabul etmemişti işte. Bir daha hiç kötülük yapmayacağına, her gün odasını toplayacağına söz vermişti ama sonuç değişmemişti.
Yıllar sonra ölüm gerçeğiyle tanıştmıştı Meryem. Babası ondan hiçbir şeyi gizlememiş ve annesinin intihar ettiğini anlatmıştı. Bu küçük kızın acısını hafifletmek yerine onu daha kötü bir duruma sokmuştu. Annesinin ölümüne kendisinin sebep olduğunu düşünmüştü. Sürekli bir pişmanlık duymaya başlamıştı. Bir süre sonra öyle kötü bir duruma gelmişti ki akrabaları ve babası onun için endişelenip onu doktora götürmüşlerdi. Doktor, kızın çok ağır bir depresyon geçirdiğini ve terapi ile düzeltilebilecegini söylemişti. Iki yıl süren seanslardan sonra doktor kızın iyileştiğine karar vermişti. Fakat yanıldığı bir yer vardı. O da hiçbir şeyin düzelmemiş olmasıydı. Meryem acısını unutamamıştı ama kendince bir yöntem geliştirmişti.
O gün de kendi yöntemlerini kullanması gerekiyordu. Yine o aptal duyguların esiri olmuştu. Nefes almakta bile zorlanıyordu. Ev arkadaşlarına kendini iyi hissetmediğini ve o gün işe gelemeyeceğini söyledi. Hatta bir doktora gitmesini söyleyen arkadaşına zaten hali hazırda bir doktor olduğunu söyleyip kafasını yastığının altına soktu. Yorganını da sanki dışarıdan gelecek bir tehlikeden korunmak ister gibi üzerine çekti. Histerik bir nöbet geçiriyordu. Tüm vücudu titriyor ve cılız iniltiler eşliğinde ağlıyordu. Arkadaşları evden çıkana kadar dayanmak için kendini zorladı. Sonunda ev boşalınca hızla kalkıp dolabının arkalarına sakladığı neşter başı ve sapını aldı. Ardından ecza dolabına koşup küçük bir pansuman seti hazırladı. Tüm bunları yaparken titremesi geçmişti. Artık sadece içindeki hastalıklı heyecanı hissediyordu. Üzerindekileri çıkardı ve banyoya girdi. Küveti soğuğa yakın bir suyla doldurup yavaşça içine girdi. Soğuk su narin bedenini uyarmıştı. Ellerini yavaşça vücudunda gezdirdi. Soğuk suyun vücudunun en hassas bölgelerinde bıraktığı etkiyle nefesleri hızlandı. Ardından uzanıp neşter sapı ile bıçağı birleştirdi. Sonunda duygularının esareti bitecekti. Duygusal bir acı yerine fiziksel ve keskin bir acıyı tercih ediyordu. Neşteri yavaşça vücuduna sürdü. Fakat bunları keskin olmayan tarafıyla yaptı. Önce göğüslerinde gezdirdi neşteri ve ardından kasıklarına doğru... Nefesleri daha da hızlandı. Sonra neşterin sivri ucunu göbek deliğinin altına bastırdı. Ne kadar kuvvet uygulaması gerektiğini biliyordu. Her zamankinden biraz daha fazla bastırıyordu bu sefer. Yavaşça neşteri kaydırdı ve duygusal acılarını yavaşça fizikseliyle değiştirdi. Açtığı kesikten sızan kan kuvetteki suyu yavaşça bulandırırken, Meryem soluklarının normale dönmeye başladığını ve rahatladığını hissetti. Biraz daha bekleyip o anın tadını çıkarmaya devam etti.
Banyoyu terk ederken neşter sapını ve bıçağını bir poşete koymuştu. Biraz sonra o poşetten kurulacaktı. Üzerinde bornozla odasına doğru yürüdü. Bir yandan da pansumanını yaptığı yaraya dokunuyordu. Artık normal hissettiğine göre işine gidebilir ve hiçbir şey olmamış gibi davranabilirdi. Giyindikten sonra banyoyu iyice temizledi. Üzerinde beyaz ve oldukça zarif bir kazak ve altında da siyah keten bir pantolon vardı. Yüzünde ise makyaja gerek olmamasına rağmen hafif bir makyaj vardı. Yine çok güzel görünüyordu ve hastaneye girdiği anda tüm gözlerin üzerine odaklanacağını düşünerek mutlu olmuştu. Kimse iç dünyasını bilmiyordu. Hiç kimse...

Ve Sonunda...Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin