Bahçede tek başıma oturuyordum. Suk ile en son birkaç hafta önce konuşmuştuk. Konuşma benim ona sinirlenip sesimi yükseltmem ile bitmişti. O da birkaç gün sonra evden ayrılmıştı zaten. Her ne kadar durumu hâla tam iyi olmasa da gitmesine izin vermiştim. Onu yanımda tutacak bir nedenim yoktu. Yavaşca nefesimi verip yerdeki yerdeki çiçeklere baktım. Yaz bitiyordu. Otlar yavaş yavaş kuruyor ve çiçekler soluyordu. Oturduğum yerden kalkıp müneccime pazarda biraz gezeceğimi söyleyerek oradan ayrıldım. Renk renk kumaşların, takıların ve yiyeceklerin bulunduğu bir sokakta öylesine dolaşıyordum. Dalgınlığımdan bur an önce kurtulmak istiyordum.
Eski bir evin önünden geçip başka bir sokağa gireceğim sıra gözüme takılan kişiye baktım. Suk? Üzerinde mavi renkli bir hanbok vardı. Saçları düzeltilmiş, taktığı şapka ile tam bir soylu gibi görünüyordu. Festivalde de böyleydi. Oysa diğer karşılaştığımız günlerde üzerinde yırtık ve pis birkaç parça kıyafet vardı. Anlamıyordum. Suk kimdi? Neden böyleydi? Bir süre onu izledim. Konuştuğu kişi ile sarılırken elinin cebine girdiğini ve bir keseyi kendi cebine koyduğunu gördüm. Bedenim titremeye başlamıştı. Hayal gördüğümü, onun başka biri olduğunu ve Suk ile karıştırdığımı düşünüyordum. Bunun olması çok saçmaydı. Suk ve hırsızlık mı? Hayır hayır, bu çok komik. O akıllı birisidir. Eğer hırsız olsaydı yakalandığında saray mahkemesine çıkacağını, hatta bu işin sonunun işkence ya da idama kadar gideceğini bilirdi. Bunu yapamazdı. Bunu yapmamalıydı!
"Jihoon?" Adımın seslenilmesi ile kafamı yerden kaldırdım. Karşımda durmuş bana bakıyordu. Bir süre böyle bakıştık. Ardından boğazımı temizleyip konuşmak için hazırladım kendimi. Ne diyecektim peki? Hayal falan görmemiştim. Kimseyle de karıştırmamıştım. O Suk'tu. O benim arkadaşım olan Suk'tu.
"S-sen..."
"Ben?"
"Gördüm..."
"Neyden bahsettiğini bilmiyorum."
"Seni o adamı soyarken gördüm Suk!" Yüksek çıkan sesim ile etrafa bir göz attı.
"Bunu sakin bir yerde konuşalım. Burası çok kalabalık." Kolumdan tutmuş ve ilerlemeye başlamıştı ki hızla kolumu çektim. Peşinden gidemezdim. Ona olan güvenim kırılmıştı. Kalbimin de acıdığı şu anlık bir gerçekti.
"Bırak beni." Bırakmıyor ve ilerlemeye devam ediyordu. Sanki duymuyordu beni. Kendi bildiğini okuyordu. Kolumu her çekişimde daha sıkı tutuyor ve canımı acıtıyordu. Sessiz kalıp beni yönlendirmesine izin verdim.
-
okuyucuların moodu: aha işte sıçtın hyunsuk
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.