fm_nurr
Ülke ikiye bölünmüştü.
İnsanlar; kandırılıyor, sömürülüyor ve öldürülüyordu.
Çocukların aklı yıkanıyor, gençlerin gözleri boyanıyor, yaşlılar ve sisteme baş kaldıranlar öldürülüyordu.
Ülkede savaş vardı ve kimsenin ruhu duymuyordu.
Bu, iyiyle kötünün savaşıydı.
Ülke içerisinde birbirine karşıt iki örgütlenme sistemi vardı. Bir sistem halkın iyiliği için kurulmuş, bir diğeri ise halkı sömürmekten başka bir işe yaramıyordu.
Ve bu düzeni değiştirebilen kimse olmamıştı. Ta ki taşlar yerinden kıpırdatılana, büyük kayıplar verilene kadar.
•
Bakışları televizyona kaydı genç kadının. Günlerdir her yerde ikisinin adı yan yana anılıyordu sanki ikisi bir bütünmüşçesine. Gözlerini televizyondan ayırmadan, "Zaman'ın izi..." dedi sessizce şaşırarak. "Bizi böyle mi nitelendiriyorlarmış?"
Genç adam gözlerini kadından ayırmadan, "İnsanlar bize bakarak kendi yaralarını nitelendiriyor olmalı," dedi. Bakışları bir an olsun genç kadından ayrılmıyordu. "Sen ve ben..." dedi çenesiyle hem kendini hem kadını işaret ederek. "İnsanlara göre biz onların yaralarını temsil ediyor olmalıyız..."
O an, "Olabilir..." dedi genç kadın ama, "İkimiz ancak bir yarayı temsil edebilirdik, bizden de bunun fazlası olmazdı zaten," diyemedi.
Genç adam o an gözlerini kısarak, "Aklından geçeni biliyorum ama yanlış düşünüyorsun," dedi. Sesi kendinden fazlasıyla emindi. "Biz sadece yarayı değil, yaranın şifasını da temsil ediyoruz."
Kız adama döndü tamamen ve yüzüne yerleşen buruk bir ifadeyle, "Zamanla tüm yaralar şifasını bulabilir ama unuttuğun bir gerçek var..." dedi. Kızın gözlerine o an gerçek bir hüzün yerleşmişti. "Zaman yaralarımızı iyileştirecek güce sahip olabilirken yaraların bıraktığı izlere asla dokunamaz. Ve Bil diye söylüyorum, izlerinin şifası yoktur."