Aylin_oz01
Mardin'in güneşte kavrulan, yüzyıllık hikâyeleri fısıldayan dar ve taş sokaklarında zaman, zihnin en derin yaralarını bile eskitmeye yetmezdi. Tarihi konağın yüksek avlu duvarları arasından süzülen akşam rüzgârı, geçmişin tozunu bugüne taşır gibi esiyordu.
Yıllar önce, henüz on dört yaşında masum bir çocukken, bu aynı avlunun kuytu köşesinde Asmin'in kalbi ilk kez böylesine sert ve heyecanla çarpmıştı. Karşısında duran, mahallenin ve bölgenin en köklü aşiretlerinden birinin genç delikanlısı Azad'dı. Çocukluk masumiyetiyle ona olan sevgisini, içindeki tüm saf duyguları korkusuzca dökmüştü ortaya. Gözlerinde büyük bir hayranlık, dilinde ise o yaşa sığmayacak kadar büyük bir masumiyetle sevdiğini söylemişti.Ancak Azad'ın o gün yüzüne çarptığı gerçek, buzdan bir duvar gibi önüne dikilmişti. Azad, kollarını göğsünde kavuşturmuş, yüzündeki o sert ve tavizsiz ifadeyle bakmıştı küçük Asmin'e:
"Bir daha karşıma çıkma, yüzümü bile görme Asmin. Bu yaşta bu laflar sana büyük gelir. Aklını başını al."
O an, küçük bir kızın gururu değil, bütün dünyası başıma yıkılmıştı. Azad'ın o keskin bakışları ve buz gibi sözleri, Asmin'in içindeki o saf çocuğu o gün öldürmüştü. Gururu kırılan, kalbi paramparça olan genç kız, Mardin'in bu boğucu havasından kaçmak için İstanbul'da yaşayan teyzesine sığınmıştı. Boğaziçi'nin serin suları, Mardin'in kızgın güneşini yavaş yavaş hafızasından siler, yaralarını kabuk bağlatır sanmıştı. Yıllar boyunca arkasına bile bakmadan o şehre tutunmuş, kendi ayakları üzerinde duran güçlü bir kadın olmuştu. Ta ki halasının ölüm döşeğinde olduğunu örene kadar