EtikDegil0
"Dünya benim buz tutmuş çehreme bakıp ruhsuz olduğuma hükmederken; o, buzun altındaki derin akıntıyı gören tek kişiydi."
İzlem Ahu Karer... Genç bir cerrah, bir şehit kardeşi ve yüzünde mermerden bir maskeyle doğmuş bir kadın. Moebius Sendromu yüzünden dudakları kıvrılmıyor, kaşları çatılmıyor, acısı yüzünde yankı bulmuyor. Herkes ona "Buzdan Heykel" derken, o içindeki fırtınayı sadece gözlerinde biriktiriyor.
Abisinin parçalanmış bedeninden kalan boşluğu, başkalarının hayatlarını birleştirerek doldurmaya yeminli bir doktor. Konforlu hayatını, steril hastane odalarını ve güvenli sokağını geride bırakıp; barut kokusunun geniz yaktığı, ölümün nefesinin ensede hissedildiği o sınır hattına, en uç noktaya gidiyor.
Çünkü o, sadece bedenleri değil, parçalanmış ruhları da dikmeye gidiyor.
Orada, kaskının ardına saklanmış, yüzü gölgeli ve ruhu en az kendisi kadar yaralı bir askerle yolları kesiştiğinde; İzlem ilk kez sessizliğinin duyulduğunu fark edecek. Herkesin bir "vaka" olarak baktığı o donuk çehreye, bir adam bir "şiir" gibi bakacak.
Yüzü mühürlü bir kadın.
Yolu kan ve barutla çizilmiş bir adam.
Ve sadece gözlerin konuştuğu, kelimelerin sustuğu bir imkansızlık.
"Ben acıyla beslenmiyorum," dedi İzlem, topuklu çizmelerinin asfalttaki keskin sesiyle. "Ben acıyı susturmaya gidiyorum. Tıpkı kendi yüzümde susturduğum gibi."
Yazar: Rümeysa GÜLCÜ
Her bölüm, mühürlenmiş bir kalbin feryadıdır.