theemelkaria
Her insan kendi içinde bir gölge taşır. Adını koyamadığımız bir karanlığın ta kendisidir, bu. Üzerine yansıtılan ışık ne denli güçlüyse gölgesi de bir o kadar büyük olur.
Pentholia Kasabası'nda hayata geçirilen Tufeyl-i Dem projesi bir tedavi değildir.
Bir vaat hiç değildir. Bu proje, insan zihninin sınırlarında dolaşan bir karşılaşma deneyidir: iki bilincin, güvenli olduğu varsayılan bir protokol sayesinde, birbirine temas etmesidir.
Nörobilimci Şebnem Hisar, aynı yaraların dahi acısının benzer olamayacağını savnurken aksi bir görüşün omurgası da şekillenmiş bir projede yer alır.
Bu proje duygusal rezonans ile travmaların kaynağına inilebileceğini vadeder. Lakin Şebnem'in beklenmedik bir şekilde hastasının geçmişinde kısılı kalması, Tufeyl-i Dem'in sanıldığı kadar masum bir proje olmadığını açığa çıkarır. Şebnem'in cehennemine dönüşen hastanın geçmişinde Şebnem, kendi geçmişinin de açığa çıkacağından bihaberdir.
Bu kurgu, zihnin geçirgenliğini, travmanın bulaşıcılığını, bilimsellik vadetmeden anlatıyor.
"Şebnem-i Seher, sabah çiğidir. Gelmesiyle gitmesi bir olan, elden kaçırılan fırsattır."