agbu00
Bazen en güzel besteler, en büyük hayal kırıklıklarından doğar.
Beste için hayat, dört arkadaşı, eski bir karavan ve gitarının tellerinden süzülen melodilerden ibaretti. 19 yaşına bastığı gün, sadece yeni bir yaşa değil, hayatını kökünden sarsacak bir gerçeğe uyandı. O, hastanede karıştırılan ve yıllarca başkasının hayatını yaşayan o "kayıp kız"dı.
Onu bekleyen devasa bir malikane, bir anne, bir baba ve tam beş erkek kardeş vardı. Ancak bu "yuvaya dönüş" bir masal gibi başlamadı. Beste'nin yerini dolduran Melis'in bıraktığı yıkım, abilerinin kalbinde silinmez yaralar ve derin bir ön yargı bırakmıştı.
Bir tarafta: Onu olduğu gibi seven, ruhunu notalarla iyileştiren 5 kişilik müzik grubu... Diğer tarafta: Ona her baktığında geçmişin ihanetini gören, "Sen de onun gibi misin?" diye soran ön yargılı abiler...
Beste, hem piyanosunun tuşlarında kendi sesini bulmaya çalışacak hem de kan bağının her zaman "aile" demek olmadığını onlara kanıtlayacaktır. Peki, bir kalp iki farklı aileye aynı anda ait olabilir mi? Yoksa bazı yaralar, en güçlü melodilerle bile iyileşmeyecek kadar derin midir?