karanligin_yazari
- přečtení 538
- Hlasy 70
- Části 17
Bayramlardan kaçan, herkesin kutladığı o özel günleri reddeden bir çocuk düşünün...
Şekerin kokusu midesini bulandırırdı, çikolata bir çocukluk vaadi değil, kaçılması gereken bir hatıraydı onun için.
"Sizin dört gözle beklediğiniz günlerde ben odama saklanırım, Leyla," derdi. "Bana neden bu kadar kendini kapattın deme. Ben zaten küflü odalarda büyümüş biriyim..."
Bu, Türkiye'nin farkına geç vardığı bir ressamdı.
Fırçası kadar suskun, renkleri kadar yaralı.
Dostoyevski'yi yalnızca okuyan değil, onunla yaşayan bir adam...
Yiğit ve Leyla, her gün başka bir yüzünü keşfederken şunu fark ederler: Bazı insanlar anlatıldıkça değil, çözüldükçe derinleşir.
Ve bazı hikâyeler, mutluluktan değil, eksikliğinden doğar.
Eğer bayramlardan kaçan bir çocuğun, karanlık odalarda büyüyen bir ruhun ve sanatla hayatta kalmaya çalışan bir adamın hikâyesini merak ediyorsan...
Bu sayfayı çevir.
Çünkü bu hikâye, okuyanı değil yakalayan türden.