ssmvaa
Karadeniz'in sisi dağları yutardı da, Furtuna ile Koçari köylerinin arasındaki o asırlık günahı bir türlü örtemezdi.
Toprağın derinliklerine sinmiş, geceleri fırtınayla birlikte uğuldayan eski bir feryat vardı bu dağlarda; karnında doğmamış bebeğiyle can veren gencecik bir kızın ve o acıya dayanamayıp kendini hırçın dalgalara bırakan bir delikanlının ahı...
Herkes bilirdi o kanlı efsaneyi. Herkes inanır ve korkardı ki; bu iki düşman köyün sınırında sevdaya düşen her fidan, o lanetli geçmişin gölgesinde solmaya mahkûmdu.
Asırlar geçti, köyler arasındaki nefret daha da bilendi, sınırlar kanla çizildi. Ama kader, o asırlık lanetin gölgesinde büyüyen iki hırçın ruhu, tam da o ilk kurşunun sıkıldığı uçurum kenarında karşı karşıya getirdi.
Biri hırsıyla esip gürleyen Furtuna'nın o dik başlı, boyun eğmez kızı...
Diğeri ise gazabıyla dağları sarsan, köye nam salmış Koçari'nin o gözü kara delikanlısı...
Aralarındaki nefret ne kadar köklüyse, kalplerine düşen o yasak yangın da o kadar acımasızdı. Şimdi etraftaki herkes, tarihin tekerrür etmesini bekliyor. Herkes onların da o eski aşıklar gibi yok olup gideceğini, aynı kanlı sonla can vereceğini fısıldıyor.
Puslu yaylalarda yankılanan her kurşun sesinde, gizli sığınaklarında döktükleri her damla gözyaşında yürekleri paramparça olacak.
Ama bu kez hikaye yarım kalmayacak. Onlar geçmişin hayaletlerinden kaçmayacak, bu gaddar düzene boyun eğmeyecekler. Dünyayı yakmak, kendi ailelerini karşılarına almak pahasına o asırlık lanete kafa tutacaklar.
Herkesin ölüm beklediği bu topraklara, bu kez feryatları değil, kavuşmanın hırçın zaferini getirecekler.
"Tarih boyun eğip solanları değil; o lanetli, boş beşiği canı pahasına kavuşarak dolduranları yazacak."