Morriath
"Kan Yağmuru'nu öldür."
Asteria Mira Bellathorn'a verilen emir buydu.
Kısa. Kesin. Tartışmasız...
Bellacrima'da yetişen bir suikastçı için bu, sıradan bir görev olmalıydı. Kan Yağmuru'nun adını daha önce de duymuştu. Hakkında söylentiler dolaşıyordu. Karanlık masallar, abartılmış korkular... Hatta bazıları onun bir Ruhsar olduğunu bile iddia ediyordu. Mira buna gülüp geçmişti.
Çünkü Ruhsar olmak, bir melekle bir şeytanın aynı kaderde buluşması demekti buda mümkün değildi.
Kan Yağmuru'nun ardında ne bir beden vardı ne de kesin bir iz. Yine de Mira onu yalnızca bir hedef olarak gördü. Efsane ya da lanet değil; kan döken, yok edilmesi gereken bir düşman.
~
Vermarion'da ölüler yürür, ruhlar konuşur, kehanetler kanla yazılırdı. Mira ise kardeşi için cehennemin kapılarını tekmeleyecek kadar kararlıydı. Gerekirse bir efsaneyi öldürür, gerekirse ölümle pazarlık ederdi.
Ama ya öldürmesi gereken şey, kalbine dokunuyorsa?
Bu, yalnızca bir suikast hikâyesi değildi.
Bu, bir ruhu yok etmeye çalışırken ona bağlanan bir suikastçının hikâyesiydi.