ssaelia
Herkesin Tanrı'dan bir iz taşıdığı bu dünyada insanlar, ruhlarının kaderini ele veren sembollerle doğar.
Ancak Kaira'nın kaderi, daha doğduğu gün bir tehdit ilan edildi.
Ormanın karanlığında terk edilmiş bir bebek bulunduğunda, kimse onun dünyanın dengesini bozacağını bilmiyordu.
Çünkü Kaira, bir sembolle değil; gerçeğini yalnızca Tanrı'nın bildiği kadim bir mühürle hayata tutunmuştu.
Yüzyıllar önce Tanrı'nın kurduğu düzen ilk kez sarsıldığında, ruhu "kusurlu" sayılan insanlar felaketin kaynağı ilan edildi. Rivayetlere göre bu ruhlar cehennemin bekçisiyle anlaşma yaptı ve dünya ikiye bölündü.
Zamanla bu yıkım unutuldu...
Ta ki Kaira büyüyene kadar.
Saklanmayı, susmayı ve görünmez olmayı öğrendi.
Çünkü bu dünyada farklı olan ya gizlenirdi ya da yok edilirdi.
Ancak bazı güçler vardı ki karanlıkta büyürdü.
İnsanların şeytan dediği Kaira, ruhunda kusur arayanlara cehennemi vaat etti.
Onu gölgeye itenler, neyi uyandırdıklarını henüz bilmiyordu.
Aydınlığın hükmettiğini iddia eden bu düzende; lordlar, leydiler ve kutsal semboller arasında yürüyen dünya, göründüğü kadar masum değildi.
Ve Kaira...
O ne aydınlığa aitti ne de karanlığa.
O, ikisinin arasındaki çatlağın ta kendisiydi.
Bir katil mi, bir kurtarıcı mı, yoksa yüzyıllar sonra gelen ikinci bir felaket mi olacağı tek bir karara bağlıydı.
Ama bazı ruhlar kaderi seçmez.
Kader, onları seçer.
Düşmüş Melek: Bir Yanılgının Doğuşu
Ruhların yalanlarla dans ettiği, iyiliğin kirlenmiş olduğu ve karanlığın bazen tek sığınak hâline geldiği bir dünyanın hikâyesi.