selinelizben
- Reads 1,911
- Votes 196
- Parts 5
"Kız kulesine kaç saatte yüzerek varabilirsin?" Demişti Feraye ona, iri siyah gözleri eşliğinde. Asaf, geceden çok Feraye'nin karanlık gökyüzünü andıran gözlerini izlemeyi severdi.
Avuç içlerini yerde geri yaslarken uzakta ki kız kulesine baktı. "Kız kulesine yüzmeye gerek yok, gemiler var."
"Ama ya yüzmek istersem?" Diye merakla sordu, Feraye. Sorusunun cevabını istediği için başka yollarla Asaf'ı konuşturmaya çalışıyordu.
"O zaman büyük ihtimalle salaksın." Hoşnutsuz ifadesiyle konuşurken yüzünü buruşturdu. "Kim neden onca gemi varken soğuk bir denizin içine dalmayı seçsin?"
"Belki de denizleri seviyordur." Yanında oturan kız çocuğu alıngan bir tavırla çattı kaşlarını. "Denizi sevip, denize dokunmak istiyor olamaz mı?"
"Yalnızca aptallık olur." Asaf sağ elini yerden çekti ve işaret parmağını denize doğrulttu. "Sen denize dokunmaktan bahsetmiyorsun ki, denizde boğulmaktan bahsediyorsun."
Feraye'nin yüzü düştü gözlerini onun yüzüne dikti. "Sürekli negativ düşünmeyi keser misin? Boğulmak boğulmak deyip durmasana korkarım ben boğulmaktan!"
"Boğulamana izin vermem." Kendinden emin bir sesle konuşurken yanında oturan kız çocuğunu izledi. Feraye'nin yüzünde beliren o tebessümü aklnına kazıdı. Bugün o tebessüm ağır bir gerçekten farksız gözleri önüne devrildi.
Sahilin kenarında iki çocuğun hayali vardı. Biri küçücük kalmış, biri koca adam olmuş ama hiç yaş almamış. Hâlâ Feraye gelse onunla dalga geçecek, onunla oyunlar oynayacak kadar yaş almamış.