demonessblood
Rael, kendi seçmediği bir lanetin gölgesinde yaşıyordu.
Ailesinin iblisler tarafından yok edilmesinden sorumlu tutulmuş, köyü tarafından dışlanmıştı. Tek arzusu özgürlüktü. Ancak bir sonraki kurban töreni yaklaştıkça, dehşet verici Alakri köye doğru ilerliyordu. Rael'e sunulan seçim ise acımasızdı: ya zindanlara atılacak ya da yüzsüz canavara teslim edilecekti.
Fakat Alakri sıradan bir yaratık değildi. Kafatasını andıran yüzü ve parlayan gözleri, Rael'in görmezden gelemeyeceği bir karanlık ve acı taşıyordu. Onun esiri olma ihtimali, geçen her saniyeyle kaçınılmaz hâle geliyordu.
Kieran ise yalnızlığa mahkûmdu - istediği tek şey bir yoldaştı.
Üç yılda bir, iblislerin terörüne karşı koruma karşılığında, bir insan kurbanı yanına alarak İblisler Diyarı'na götürürdü. Ancak bu geçici yol arkadaşlıkları, onun içindeki boşluğu asla doldurmazdı. İnsanlarla kurduğu bağlar hep fazlasıyla kısa sürerdi.
Ebedi izolasyonuyla barışmaya başladığı anda, Rael'le karşılaştı. Genç adam ondan korkmuyordu. Ve Kieran'ın Rael'e duyduğu arzu, her geçen an daha da büyüyordu.
Kieran, Rael'i kendi dünyasında tutmayı başarabilecek miydi, yoksa onu sonsuza dek kaybetmeye mi mahkûmdu?