_Hanyauku__
Lee Felix doğduğu gün lanetlendi.
Bu, krallığın tarihine yazılmış bir kehanet değildi; fısıltılarla yayılan, gözlerden saklanan bir gerçekti. Onun bakışı ölüm taşımıyordu belki, ama kaderi olmayan bir ruha değdiğinde hayatı elinden alıyordu. Kimse bunu yüksek sesle söylemedi. İnsanlar sadece bayılan bedenleri, kapanan gözleri ve bir daha uyanmayan sessizliği gördü. Felix ise her seferinde biraz daha beyazladı; duygularından, renklerden, insan olmaktan uzaklaştı.
Otuz yıldan uzun süre boyunca kimseye dokunmadı. Kimseyi sevmedi. Sevmenin bile bir günah olabileceğini erken yaşta öğrendi. Haritalarda işaretli olmayan, yıldızlarda görünmeyen bir ruh eşinin varlığına inanmak ise zamanla bir masala dönüştü. Felix için kader, sadece kaçınılmaz bir yalnızlıktı.
Ta ki o gün gelene kadar.
Düşman krallığın prensi, Hwang Hyunjin, ölüm için Felix'in önüne atıldığında kader ilk kez titredi. Gözlerini kapatan kumaş indirildiğinde yerde diz çökmüş, korkuyla titreyen bir omega gördü. Kırbaç izleri sessizce konuşuyor, uzun saçları kan ve tozla karışıyordu. Felix bakmaması gerektiğini biliyordu. Baktığı an her şey bitmeliydi.
Ama bitmedi.
Hyunjin gözlerini kaldırdı.
Ve ölmesi gereken prens, hayatta kaldı.
O anda Felix anladı:
Yıllardır ulaşamadığı yıldız...
Yanlış krallıkta parlamıştı...