melikeshnn29
Şehir uyanırken bir düzen sessizce sarsıldı. Yekta Kara Öldü.
Boş kalan bir taht, hırsla bilenmiş kılıçlar ve pas tutmuş bir geçmiş... Şehrin karanlık sokaklarında fısıltılar yükselirken, kimse bu boşluğu kimin dolduracağını bilmiyordu. Kurallar değişti, oyun yeniden kuruldu.
"Taht paslı olabilir ama üzerindeki kan hala taze."
~
Odanın ağır havası barut ve eski ahşap kokuyordu. Adam, kadını masanın kenarı ile kendi gövdesi arasına sıkıştırdığında, gözlerindeki o delici bakış kadının maskesinin ardına sızmaya çalışıyordu.
"Yekta Kara artık yok." dedi adam, sesi bir tehdit gibi alçak ve boğuktu. "Ve sen... bu masanın etrafında dönen o kirli oyunların en sessiz parçasıydın. Şimdi bana bak ve yalan söyleme."
Elinin tersini kadının boynunda yavaşça gezdirdi, parmak uçları nabzının hızını ölçer gibiydi.
"Bu masaya oturmak mı istiyorsun, yoksa bu masayı hepimizin başına yıkmak mı? O zihninde kurduğun intikam, bu şehri yakmaya değer mi?"
Kadın, adamın göğsüne yasladığı avuç içlerinde onun sertçe çarpan kalbini hissetti. Geri çekilmedi, aksine bir adım daha yaklaşıp aradaki mesafeyi yok etti. Dudakları adamın çenesine teğet geçerken fısıldadı:
"O masa çoktan çürüdü. Ben sadece paslanan ayaklarını kırıyorum. Sen o masayı ayakta tutmaya çalışırken, altında kalmaktan korkmuyor musun?"
Adamın parmakları kadının saçlarına dolandı, başını hafifçe geriye doğru zorladı. Göz göze geldiklerinde aralarındaki o tehlikeli çekim, patlamaya hazır bir bomba gibiydi.
"Sana güvenmek, elime bir el bombası alıp pimini senin çekmene izin vermek gibi." dedi adam, nefesi kadının dudaklarına çarparak. "Söyle bana... pimi ne zaman çekeceksin?"
Kadın gülümsedi. O zehirli, büyüleyici gülümsemesiyle...
"Pim çoktan çekildi. Sadece patlamayı bekliyoruz."