sudeymisimmm
"Herkes yalan söyler. İnandırmasını bilmektir maharet."
Selin için hayat, dört yıl önceki o kanlı virajda, annesini kaybettiği gün durmuştu. O günden beri yaz kış yanından ayırmadığı o çiçekli fular, sığındığı tek sığınağıydı. Ancak o virajın karanlığı sadece annesini almamış, arkasında birbirine düşman iki yaralı adam ve üzeri alelacele kapatılmış sırlar bırakmıştı. Bir yanda her gece aynı kâbusta boğulan ve korumak adına Selin'i bir kafese kapatan öz abisi; diğer yanda ise geçmişin küllerinden doğup intikam ateşiyle Selin'in hayatına sızan gizemli bir yabancı. Selin boynumdaki fuların ipliklerini stresle çekiştirip bir çıkış yolu ararken, kütüphanenin o soğuk masasında fısıldanan gerçekler inandığı her şeyi kâğıt gibi yırtıp atacaktı. Şimdilik herkes kendi yalanını yaşıyor. Ve Selin, kalbine sinsi bir zehir gibi sızan bu geçmişin içinden sağ çıkabilmek için tek bir soruya cevap vermek zorunda: Kendi kanından olana mı inanacaktı, yoksa ailesini darmadağın eden o yabancıya mı? Çünkü bu hikâyede oyun yeni başlıyor ve masumların kalbi, kırılacak ilk şey olacak