"Bir istanbul beyefendisi?" dediğim şeyle o bakmaya doyamadığım gülümsemesini kondurmuştu yüzüne. Altay'ı gülümserken görmek o kadar güzeldi ki.
"Bu aşkın hanımefendisi?" dediği şeyle bu sefer de gülümseme sırası bendeydi.
Şarkının melodisi kulaklarımı doldurduğunda şaşkınlıkla baktım etrafa.
"İlk bakışta aşk mı olur? Yoktur öyle şey." şarkıyı mırıldanmaya başladığında ben sessizliğimi koruyup onu dinliyordum.
"Kandırıldım a dostlar... Varmış öyle şey." Bana doğru bir adım attığında gülümsemem büyüdü.
Alnına dökülen siyah kıvırcık saçları güneşte daha da parlak gelmişlerdi gözüme. Fazla hareket etmesinden dolayı alnında biriken ter damlacıkları yavaş yavaş boynuna doğru usulca kıvrılıyordu. Uzun boyundan dolayı kafamı fazladan kaldırarak baktığımda kahverengi olan gözlerini görmüştüm. Ve güldüğünde inci gibi ortaya çıkan dişleri oldukça farklı bir hava katıyordu gülümsemesine.
Trouvaille şans eseri, tesadüfen güzel bir şey keşfetmek anlamına gelmektedir.
"Diyorum ki, aklımı başımdan alıyorsun." dediği şeye kıkırdadım.
"Bana aşık olduğunu bu kadar belli etmemelisin." gülerek dediğim şeyle bana o kadar anlamlı bakıyordu ki.
"Sen bana aşık değil misin?" Kafasına hafifçe vurduğumda cevabını bekledi.
"Bildiğin bir şeyi neden soruyorsun?"
"Senden duymak hoşuma gidiyor çünkü."
Kafamı salladım.