yazan1beritan
- Reads 1,839
- Votes 183
- Parts 3
Gerçek bir hayat hikayesinden uyarlanmıştır...
"Bazı yaralar dikiş tutmaz, bazı düğünler alkışla değil silahla başlar."
Liliyar, Urfa'nın kavurucu sıcağına sadece bir cerrah olarak değil, kızı Lara'nın geleceğini korumaya ve ailesini bulmaya yemin etmiş yaralı bir anne olarak gelmişti. Ancak bu topraklar merhameti değil, intikamı besliyordu.
Bir gece yarısı, elindeki silahla Halil İbrahim Alaca'yı vurduğunda, sadece bir adamın göğsünü değil, iki ailenin arasındaki o dipsiz kuyuyu da deşer.
Liliyar, kuralları çiğnedi, bir kurşunu yasak bir odada çıkardı ve imkansızı başardı. Ama kurtardığı o hayat, ona özgürlük değil; boynuna dolanan altın bilezikler, kırmızı kurdeleler ve geri dönüşü olmayan bir Berdel hükmü getirecektir.
Bir cerrahın en büyük sınavı, düşmanını yaşatmak mıdır yoksa onunla bir ömür aynı yastığa baş koymak mı? Düşmanla sevdalık yaşanır mıydı?
Halil İbrahim Alaca ise bir yanda kardeşinin onuru, diğer yanda hayatını borçlu olduğu bu inatçı kadının bakışları arasında sıkışmıştır. Bir silahın sustuğu yerde başlayan bu evlilik, Urfa'nın gördüğü en büyük savaşa mı yoksa küllerinden doğan bir aşka mı gebe?
"Beni yaşattığın için pişman olacaksın doktor," demişti Halil İbrahim.
Liliyar ise sadece gülümsemişti: "Seni yaşattım ki, kendi yaktığın ateşte nasıl kül olduğunu izleyebileyim."
Bu, bir teslimiyetin değil; bir cerrahın neşteriyle törenin kalbine attığı o en derin kesiğin hikayesi.