Roselywal
"Asalet, boyun eğmek değil; boynuna geçirilen ilmeği bizzat ipekten dokumaktır."
Fırat'ın hırçın suları, Arslanoğlu Konağı'nın duvarlarına vuran her dalgada bir ah gizlerdi. Töre, bu topraklarda yazılı bir kanundan öte solunan zehirli bir havaydı.
Cihanşah Arslanoğlu, avucunda tuttuğu kor ateşi "adalet" sanırken; kader, ona en büyük ihaneti kendi kalbiyle hazırlıyordu.
Bir yanda çocukluğu çalınmış, ruhu bir mühür gibi töreye basılmış asil bir kadın: Gülce. Diğer yanda, merhametini çöle gömüp kibrini zırh yapmış bir hükümdar: Cihanşah.
Bu, evlilik iki bedenin birleşmesi değil; iki felaketin çarpışmasıydı. Gözyaşının kanla yıkandığı, sevdanın ancak ölümle kutsandığı bu topraklarda; aşk bir kurtuluş değil, en görkemli mahkumiyettir.
Güneş doğmayı unuttuğunda sadece kendi küllerinden doğanlar hayatta kalacaktır. Ama unutmayın; küllerin aslı da ateştir.