Hayrunummm
8 stories
MAYIS GECESİ DİLEĞİ  by esoland
esoland
  • WpView
    Reads 6,487
  • WpVote
    Votes 722
  • WpPart
    Parts 10
"Bir nefes alsaydin." "Ona daha zaman var." "Ha?" "Nefes almam için saçinin kokusunu duymam gerekiyor ve ona daha çok var diyorum." ..... "Hayret sen normal konusmayi bilir miydin?" "Ah bir bilsen :)" "Neyi?" "Aslinda beton gibi bir adam oldugumu. Bu hallerimin gahit olabildigi tek kisi oldugunu." .... "Ben normalde hep susan bir adamim biliyor musun? Ama sana öyle degilim. Sen hiç susmadan konusana kadar, benim hep konusmam gerekecek." Annesi ve babası ayrıldıktan sonra , annesiyle gidip . Abisi ve babasını arkasında bırakan Defne, yıllar sonra üniversite öğrencisiyken telefonuna gelen anınim bir mesaj üstüne hayatında dönüşü olmayan , hatırlamasada unuttuğu geçmişi ve hayal kırıklıklarıyla yüzleşeceğini bilmeden mesajı cevap verir. Ve yavaş yavaş düğümler çözülmeye başlar..
BEYAZ LEKE by asliaarslan
asliaarslan
  • WpView
    Reads 38,205,412
  • WpVote
    Votes 2,070,667
  • WpPart
    Parts 39
Yaşıyorduk, işkence çekiyorduk, idam ediliyorduk, köle gibi çalıştırılıyorduk, susuyorduk, çığlık atıyorduk ama hepsinin sonunda sesli ya da sessiz bir savaş veriyorduk çünkü seviyorduk. Şaşırtıcıydı, sevgi bazen bir savaş meydanının ortasında size uğruyordu. O an iki yolum vardı. Ya sevecektim, ya ölecektim. Sevmeyi seçtim. Onu sevmek de ölümü daima nefes gibi ensende hissetmekti. "En büyük savaşların ortasında kurak topraklardan bile bazen çiçek açar, bombalar etki etmez, kökleri sımsıkı tutunur. Bir bakarsın renkler canlanır, güzel kokar her yer. Sen bu çiçeksin diyemem, biz bu çiçeği temsil ediyoruz diyebilirim. Özgürlüğümüze." Bu kitapta geçen kişiler ve kurumlar tamamen hayal ürünü olup her ayrıntısıyla kurgudan ibarettir.
ÜSTEĞMENCİĞİM | Texting (Düzenleniyor) by themeeryy
themeeryy
  • WpView
    Reads 2,459,342
  • WpVote
    Votes 90,528
  • WpPart
    Parts 31
Kübra, platonik olduğu Yağız'la aynı sitede yaşar. Platonik durumu daha fazla devam ettirmek istemediğinden Yağız'a ilk mesajı atar. Kübra; bir şarkı vardı bilir misin?? Kübra; o şimdi asker canı neler ister Kübra; uykuda mevlam beni ona göster, diye *** 10.03.2023
KAYIP RUHLAR LİSESİ by Erkanaksuyzr
Erkanaksuyzr
  • WpView
    Reads 2,587,416
  • WpVote
    Votes 118,481
  • WpPart
    Parts 78
#2 +18 şiddet içerir Karanlık hüküm sürer ruhunu kaybetmiş bedenlerde. Bakanlar onları güçlü sanırlar. Hasta bedenlerdir onlar. Ruhları kayıptır. Acı çekmeye alışmak kolay bir duygu mu sanılır? Acı ile yaşamak zevklimi geliyor sana? Yere düşünce kırılan kolun açısını bağırarak dindiremezsin. Bir trafik kazası geçirirsin ve annen baban oracıkta gözlerinin önünde ölü verir. Sen kırılan boynunun acısı ile onlara bakar ve kendi acını unutursun. Yedi yaşında bir çoçuksundur ama artık büyümüşsündür. Kayıp ruhlar acıların keyif verdiği bir hayatı ideme ettirmez. Acılar ile yaşamayı emreder sana. Başlayacağınız bu kitap bağımlılık yapabilir. Aşırı merek ve heyecana yol açabilir. Büyük ihtimal kitaba başladığınızda vaktiniz varsa bitirmeden elinizden bırakamayacaksınız. Yani uykusuzluğa yol açabilir. "İddialı konuşuyorsun yazar" diyenler, okumayı bitirdikten sonra "yeni bölüm gelsin bir an önce" de diyeceksiniz
MEDUSANIN ÖLÜ KUMLARI (Kitap Oldu) by Maral_Atmc6
Maral_Atmc6
  • WpView
    Reads 9,253,424
  • WpVote
    Votes 724,423
  • WpPart
    Parts 72
Elzem Akay'ın sıradan ama güzel bir hayatı vardı. En iyi okullarda okumuş, en güzel oyuncaklara ve kıyafetlere sahip olmuştu. En değerli mücevherler daima onun boynunu süslemiştir. Lüks içinde yaşarken hayatta istediği her şeye kolayca sahip olmuştu. Üzerine titreyen iki abisi, onu hep güldüren kız kardeşi, iyi bir yengesi ve onu sürekli çıldırtan bir hizmetçisi varken hayat ona karşı fazlasıyla cömertti. Tüm bunları ne bozabilirdi ki? Bir gece korkunç bir ritüele kurban edildiğinde gözlerini bambaşka bir dünyada açar. Orta Çağın hiyerarşisinin içinde kalmışken eve dönmek hiç kolay değildi. Kendi dünyasında bir öğretmenken Ölümsüzlerin akademisinde bir hizmetçi olunca, sınıf farkının acımasız gerçekleriyle yüzleşir. Burası onun dünyası değildi, burası barbarların hüküm sürdüğü Araftı ve o, hayatta kalmak istiyorsa lüks alışkanlıklarından ödün vermeyi öğrenmeliydi. *** "Medeniyet yoksunu, vahşi barbar!" diye ona sesimi yükselttiğimde çatılan kaşları umurumda bile değildi. Tüm gün kuyudan su çeken o değildi. "Şu sivri dilin bir gün başına bela olacak." Sert bakışlarla beni uyardıktan sonra merdiveni işaret etti. "Kahyadan fırça yemek istemiyorsan işinin başına dön." "O kadın bir cadı." Ondan bahsederken bile tiksintiyle yüzümü buruşturdum. "Bence benden nefret ediyor." "Hayret." Kaşları alayla yukarı kalktı. "Oysaki çok sevilesi bir kadınsın." İğneleyici sesiyle ters ters ona baktım. "Sizde öyle Savcı Bey," dedim oyunbaz bir ifadeyle. "Sizi görenlerin yüzünde güller açıyor." "Bunu inanarak söylemiyorsun." "Tabii ki inanarak söylemiyorum." Gülerek bana ikinci kez merdiveni işaret etti. "İşinin başına dön aksi taktirde yarın seni sınıfıma almam. Bir hizmetçiye ders verdiğim için yeterince sorun yaşıyorum." Bu vahşiler kendi dünyamda ne kadar zengin ve asil olduğumu anlamak istemiyordu.
ÖYLE BİR UĞRADIM (Kitap Oldu) by Maral_Atmc6
Maral_Atmc6
  • WpView
    Reads 374,805
  • WpVote
    Votes 21,247
  • WpPart
    Parts 8
"Ondan hoşlanıyor musun?" Kıskanç çıkan sesine ne tepki vereceğimi bilemiyordum. "Ona sarıldın." Kaşları çatıldı. "Hoşlanmasaydın sarılmazdın. Hoşlanıyorsun ki sarıldın." Burnundan nefesini sertçe verdi. "Bana bile sarılmadın." Ters ters baktı. "Bana niye sarılmıyorsun?" Kıskandığı kişi en yakın arkadaşıydı. Ve onun arkadaşı benim babamdı. Hiçbir şeyden haberi yoktu. Eflah kim olduğumu bilmeden beni seviyordu ama ben, onun kim olduğunu bile bile ona âşık olmuştum. Benim günahım daha büyüktü. Bir insanın başına en kötü ne gelebilirdi? Babam gözlerimin önünde öldürüldüğünde ve onu öldüren annem olduğunda en kötüsünü yaşadığıma çok emindim. Artık annem cezaevinde, babam ise mezardaydı. Bundan daha kötü ne olabilirdi ki? 25 yıl geçmişe gitmek? Bu kötünün de kötüsü olabilir miydi? Ölümcül bir kaza sonucu kendimi 1998 yılında bulduğumda o an için bunun bir felaket olduğunu düşündüm. Felaket bir durumdu çünkü bu zaman diliminde anne ve babamla aynı yaşlardaydım. Onların hayatına bir yabancı gibi girmek zorundaydım. Ama aslında felaket sandığım şey mucize de olabilirdi. Mucizevi bir durumdu çünkü bu zaman diliminde annem cezaevinde, babam da mezarda değildi. Onların evlenmesinin nedeni annemin bana hamile kalmasıydı. Ana rahmine düşmeme sadece üç ay kaldığını anladığımda ise kendi doğumumu engellemenin nasıl olacağını düşünmeye başladım. Annemi cezaevinden, babamı da ölümden kurtarmanın tek yolu bu olabilir miydi? Belki de olabilirdi. Planını uygulamak için babamın arkadaşı Eflah'ın evine bir dadı olarak işe girmekse hayatımda verdiğim en kötü karardı. Bunu ona anlatmanın bir yolu var mıydı? Buraya ait olmadığımı, öyle bir uğradığımı anlatmanın bir yolu olmalıydı. Doğru insanı yanlış zamanda bulmak birine verilen en büyük ceza olmalı.
ÖTANAZİ OKULU(Kitap Oldu) by Maral_Atmc6
Maral_Atmc6
  • WpView
    Reads 7,834,661
  • WpVote
    Votes 193,298
  • WpPart
    Parts 18
Dilsiz bir kızın kalbi tüm kötülükleri kendisine çekiyordu. Hiçbir kalp bu kadar değerli olmamıştır. Yeşil, Ötanazi Okulu'na sürgün edildiğinde o yıllarda henüz bir çocuktu. Öz babasının onu nasıl bir yere mahkûm ettiğini bile bilmiyordu. Ötanazi Okulu, Amerika Birleşik Devletleri'ne bağlı olan Alaska'da açılmış karanlık bir okuldu. Bildiğiniz tüm o okulları unutun çünkü Ötanazi Okulunda öğretmenler ders vermiyordu. Her biri kendi dalında uzman bilimcilerdi ve oradaki amaçları bir okul dolusu öğrencinin üzerinde deneyler yapmaktı. Öğrenciler ise sıradan öğrenciler değildi çünkü her biri idam cezası almış mahkûmlardı. Okul onları satın alarak kendi deneylerinde kullanan karanlık bir girdaptan farklı değildi. Bir kez içine girince çıkmak mümkün değildi. Yeşil tüm o tehlikeli mahkûmların içinde göğsünde değerli bir kalple yaşamak zorundaydı. Herkes onun kalbini isterken kurtların içine atılmış bir kuzudan farklı değildi. Kalbini isteyenlerden biri de öz babasıydı. Babasının onun kalbi için okula tehlikeli bir suikastçı göndermesiyle, belki de tüm ezberler bozulmaya başlamıştı. Avcı'da her zaman bu kadar acımasız değildi. Özellikle ateşten kızıl saçları olan ve bir katile gülümseyen hasta bir kadını tanıyana kadar. Şimdi karar verme sırası ondaydı. Avını öldürmeli mi, yoksa korumalı mı? Sayfalar üzerinde konuştuğu bu dilsiz kadınla tam olarak ne yapmalıydı? "Kadın kandan korkuyordu, adam ise kan kokuyordu. Şimdi sen söyle; böyle bir durumda kadın özleyebilir mi ölüm kokan bir adamı?" dedim. "Kadın aptaldı adam ise kadına kör. Şimdi sen cevap ver; her şeye, herkese ve özellikle küçük bir kadına kör olan bir adam bekleyebilir mi kadın tarafından özlenmeyi?" diyerek bana cevap verdi.
+22 more
BEYAZ KELEBEK |+18| by MRanaYavuz
MRanaYavuz
  • WpView
    Reads 16,177
  • WpVote
    Votes 908
  • WpPart
    Parts 30
Bu bir oyun. Başından beri öyleydi. Ama kimse tek başına kaybetmedi. Bir ölümle başladı. Oyun kurulduğunda, ilk hamle çoktan yapılmıştı. Kurbanlar belliydi, yollar çizilmişti. Ama kimse, piyonların da savaşacağını hesaba katmamıştı. Aden, arkadaşlarıyla birlikte bu oyunun içine sürüklendi. Kimi kayıplar verdi, kimi zaferler kazandı. Ama öğrendiği tek bir gerçek vardı: Her adımın bir bedeli oldu. Ve bazen, bir sonraki hamleyi yapmak için geçmişin hayaleti ile yüzleşmek gerekirdi. Katil pusuda beklerken, dostluklar sorgulanırken, her hamle yeni bir bedel doğururken... Onların önünde tek bir seçenek vardı: Hayatta kalmak. Ama ne kadar ileri giderlerse, o kadar geriye çekildiklerimi fark ettiler. Çünkü bu sadece bir kovalamaca değil, ölümün ta kendisiydi. Bir satranç tahtası. Kan döküldü. Piyonlar feda edildi. Kurbanlar verildi. Ama oyunu kuran bir şeyi unuttu: Piyonlar da şah olabilir. Oyunu kazanabiliriz. Ama önce hayatta kalmalıyız.