tgceymn
- Reads 1,577
- Votes 254
- Parts 3
Zeynep Yılmaz'ın hayatı boyunca duyduğu tek bir cümle vardı:
"Biraz da Yasemin gibi olsan..."
Almanya'da büyüyen kuzeni Yasemin; sarı saçları, mavi gözleri, keman resitalleri ve kusursuz başarılarıyla ailenin göz bebeğiydi. Zeynep ise ne bir müzik dehasıydı ne de masallardaki prenseslere benziyordu. Esmer teni, siyah saçları ve sıradan hayatıyla her zaman "diğer kuzen" olarak anıldı.
Yıllarca süren karşılaştırmaların ardından Zeynep, bir gün küçük bir yalan söylemeye karar verdi.
Hem de oldukça küçük bir yalan.
Kuzenine, sevgilisi olduğunu söyledi. Üstelik sevgilisi olarak okulun en popüler ama en baş belası çocuğunu seçti: Yakışıklılığıyla herkesin hayran olduğu, derslerle uzaktan yakından ilgisi olmayan, kavgaları ve umursamaz tavırlarıyla nam salmış çocuk...
Nasıl olsa Yasemin Almanya'daydı. Birkaç ay sonra da "ayrıldık" der, konu kapanırdı.
En azından Zeynep'in planı buydu.
Ta ki annesi, Yasemin ve ailesinin Türkiye'ye kesin dönüş yapacağını ve yeni eğitim yılında aynı lisede okuyacaklarını söyleyene kadar.
Artık Zeynep'in önünde yalnızca iki seçenek vardı: Ya herkese yalan söylediğini itiraf edecek...
Ya da okulun en ulaşılamaz çocuğunu gerçekten sevgilisi olduğuna ikna edecekti.
O ikinci seçeneği tercih etti.