mavirosa
Sessizlik ve gürültünün vücut bulmuş hâliydim ben. Hem çok anlayışlı, hem de asla anlayışlı olmayan bir insandım; tabii durumdan duruma göre değişiyordu. Mesela şu an sabahın yedi buçuğunda, ikinci seçeneği yaşamam dışında hiç bir sıkıntı yoktu. Gözlerimin kapalı olması, dudaklarımın bunca sese saydırmasına engel değildi. Sinirle gözlerimi açtım ve sesin geldiği yere doğru yol aldım. En iyi yaptığım şeyi yapacaktım: esip gürlemek!
Adımlarımı hızla mutfağa yönlendirdim.
"Ya siz beni delirtmek mi istiyorsunuz? Bu ne ses! Her yerden çanak-çömlek sesi geliyor, uyuyorum, görmüyor musunuz!"
Mutfağa girer girmez gördüğüm manzara karşısında şok oldum: bana gülümseyen iki surat, sinirle bakan bir yüz ve yaşlı gözlerle bakan başka bir yüz vardı. Kaşlarımı çattım.
"Buranın hali ne böyle?"
Evet, tamamen yerinde bir tepkiydi. Neden mi? Henüz bir yaşına dört ay kalmış olan küçük kardeşim Mine, önündeki çikolata dolu leğeni minikleyip kaşıkla tepsiye sertçe vuruyor ve kendi dilinde gülücükler atıyordu. Diğer öküz erkek kardeşim masada oturup kasları çatık bana bakarken, ikizi yine öküz kız kardeşim tüpün önünde bir şeyler karıştırıyordu.
Bakışlarım, gözü yaşlı anneme kayınca sorgulayan bakışlar attım ve yanına doğru ilerledim.
"Anne, Allah aşkına, noluyor burada? Herkes dingdongun ahırındaymış gibi dağılmış! Hem sen niye ağlıyorsun yine ya?"