scaroftheocean
- Reads 6,643
- Votes 246
- Parts 1
Leyla Tunalı, özel bir opera ve bale salonunun baş sopranosuydu ve bir gece, kariyerinin zirvesini gördü. İki yıldır sürdürdüğü, ciddi olduğunu düşündüğü ilişkisi aynı gecede kuruyan bir gülün yaprakları gibi ihanetle darmadağın oldu.
Leyla tanık oldu.
Hem kendine, hem de ülkeye yapılan ihanete şahit oldu.
Kendini birden, öyle karmakarışık bir operasyonun içinde buldu ki artık kariyeri tehlikedeydi, işyeri tehlikedeydi. Hayatı tehlikedeydi ve yaptığı işbirliği karşılığında onu koruyabilecek tek kişi, kendi karanlığından çıkıp geldi.
Yavuz Selim Aladağ.
Askeri üniformasının üzerine taktığı maskeyle onun yanında, evinde, odasında, bazen yatağında dururken, Leyla'nın gece karası saçlarının hep özgür tuttuğu bileklerine dolanacağını tahmin etmemişti.
Yavuz'un inandığı bir şey vardı; tarih hep kötü bitenleri yazardı, iyi biten aşk da yoktu zaten. Yine de o sahip olduğu ve olacağı her şey için sonuna dek savaşmayı öğrenmiş bir askerdi.
Leyla'nın hem teni hem ruhu dikenliydi, Yavuz'un elleri ise yara bereye aldırmazdı. Yara alan hep ten olmazdı, bilirdi.
Şayet Leyla dikense, Yavuz dikene batan tendi.
Leyla ise ten batan diken.
"Ben bu gülü bile isteye kopardım, dikeni battı diye şikayet etmeyeceğim," dedi Yavuz, yüzündeki kar maskesini çekip çıkarırken. Elleri kan içindeydi. "Senin bir gülden çok diken olduğunu fark edeli de çok oldu. Sana yaklaşmayı ben istedim." Çenemi kavradı, kanın ıslaklığını tenimde hissettim ve Yavuz kapkara gözleriyle gözlerime baktı. Beni öpmeden hemen önce son cümlesini söyledi. "Ben bir dikene batan ten oldum, sen de tenin göğsüne saplı diken."
YAVUZ SELİM ALADAĞ & LEYLA TUNALI