AyaTutulan
Ölenle ölünmezdi.
Ölenle ölünmezdi ve sadece kendi yaşam ipliğini kucaklaman gerekirdi. Hayat bir defterin sayfalarına işlenen kanlı mürekkep gibiyken birilerinin kanları elbet kuruyacak ve birilerininki damarlarda sürünmeye devam edecekti. Hayat bu ya, ölen unutulur, yaşamaya devam edilirdi. Ancak bugün başka bir şey öğrenmiştim; gidenin gitmesinden daha kötü bir şey varmış. O da, gidenin arkasında kalana büyük bir yük yükleyerek bunun altından kendisinin kalkmasını beklemesiydi. Babam da gittiğinde beni kocaman bir ağırlıkla baş başa bırakmıştı. Hayır, bu ağırlığa baktığım anlarda onun bana olan sevgisini, şefkatini ya da merhametinin emaresini hatırlamayacak, sadece kalbimi ince bir çatlakla sızlatan bir kırgınlığı yudumlayacaktım.
Hayata gözlerimi iki kere açmıştım. Birincisi, hatırlamadığım bir ailede, bir evdeydi. İkincisi ise anne ve babamın boşanması üzerine babamla gitmek için yakasına yapıştığım o andaydı. Ben dört yaşındayken anne ve babamın boşanması üzerine evi terk eden babamın yakalarına yapışarak beni de götürmesi için ağlamışım. En sonunda iki ağabeyim ve ablam annemle kalırken, ben babamla Konya'ya gelerek gözlerimi yaşama bir kere daha yeniden doğmuşçasına açmışım. Önceki hayatıma karşı -iki hayatım olduğunu, ikincisinin dört yaşımdayken başladığına inanıyordum- hiçbir şey hatırlamıyorum ama bu hayatımda her şeyi babamdan öğrenmiştim. Sevmeyi, saygılı davranmayı, haksızlığın karşısında durmayı, nicesini ve müziği... Evet, babamın bana öğrettiği şeylerin arasında müzik de vardı.