cemalia_yazar
İnsan, hayatını gerçekten kendi seçimleriyle mi yaşar?
Nilüfer Yalman, renklerle konuşmayı seçmiş genç bir ressamdı. Fakat kendi hayatına geldiğinde, tuvaline çizdiği kadar özgür değildi. Ta ki geçmişinden gelen bir karşılaşma, unuttuğunu sandığı duyguları yeniden karşısına çıkarana kadar.
Ilgaz Sezay, doğanın en küçük ayrıntılarında bile anlam arayan bir botanikçiydi. Çiçekleri yalnızca güzellikleriyle değil, onları diğerlerinden ayıran özellikleriyle tanıyordu.
Biri güzelliği renklerde ararken, diğeri onu doğanın içinde keşfediyordu.
Bir gül vardı...
Açık mavi yapraklarının üzerinde koyu mavi çiller taşıyordu. Yaprakları hafifçe kıvrılmış, rengi ise gökyüzünün en açık tonlarını andırıyordu. Koyu mavi çiller, diğerlerinden ayıran en belirgin özelliğiydi. Belki de kendine ait güzelliği, yapraklarının üzerindeki eşsiz izlerden geliyordu.
Nilüfer, rüyasında gördüğü gülü unutamadı. İçinde bıraktığı duyguyu kaybetmemek için onu tuvaline taşıdı. Belki de farkında olmadan, hayatının en önemli hikâyesini çizmeye başlamıştı.
Yıllar sonra Ilgaz Sezay ile yolları yeniden kesişti. Geçmişte birbirlerinde bıraktıkları izler, bu karşılaşmayla birlikte yeniden ortaya çıktı. Fakat Nilüfer'in önünde artık yalnızca geçmişiyle değil, kendi hayatıyla ilgili bir seçim vardı.
İnsan, kendi hikâyesini yazmak yerine başkalarının çizdiği hayatı yaşamayı seçerse, geriye kendinden ne kalır?
❝Bir gülün çillerini kusur görüp onu değiştirmeye çalışırsan, belki kusursuz bir hâle gelir; ama artık o gülün kendine ait bir hikâyesi olmaz.❞