Elifnaz9
- Reads 1,174
- Votes 403
- Parts 6
1980'lerin ağır ağır aktığı yıllardı. Köy yolları tozluydu, akşamları radyodan yükselen türküler evlerin içine hüzünle dolardı. Sevda, o zamanlar yüksek sesle söylenmezdi; ya kalpte taşınır ya da suskunlukla saklanırdı.
Mihriban, güzelliğiyle köye nam salmıştı. Saçlarının savruluşu, bakışlarının derinliği köyün tüm gençlerini kendine hayran bırakmaya yetiyordu. Çeşme başında durmak, yalnızca bir bahane olmuştu delikanlılar için. O ise bütün bu bakışların arasında kalbini çoktan birine kaptırmıştı:
Tahir'e
Mihriban, Tahir'in sessizliğini sevdaya yoruyor, bu aşkın karşılıksız olabileceğini düşünmüyordu. Oysa bazen en güçlü sandığın duygular, en kırılgan olanlardı.
Yusuf Ali, köyün kara yağız delikanlısıydı. Az konuşur, çok düşünürdü. Gözleri çoğu zaman yere bakardı ama kalbi, ulaşamayacağı bir sevdayla doluydu. Arkadaşının kardeşi Mihriban'a sevdalıydı. Bu öyle bir sevdalıktı ki adı konulamaz, dile getirilemezdi. Yusuf Ali'nin aşkı tek taraflıydı; ne karşılık beklerdi ne de vazgeçmeyi bilirdi. Sevdası kördü, sessizdi ve içini yakardı.
Mihriban ile Yusuf Ali'nin yolları aynı köyde kesişse de kalpleri başka yönlere bakıyordu. Biri sevdiğini sevdiğini sanıyor, diğeri sevdiğini bile sevmeye layık görmüyordu kendini. Kimin kalbindeki duygu aşk, kimininki sevdaydı; bunu ayırmak mümkün değildi.
Mihriban & Yusuf Ali...
Cihan & Sibel...
Bu hikâye, yanlış kalplerde filizlenen, doğru zamanda söylenemeyen duyguların hikâyesiydi. 1980'lerin mutlu köyünde, kader yavaş yavaş ağlarını örerken, herkes farkında olmadan kendi imtihanına doğru yürüyordu.