matmazelden
- Reads 159,006
- Votes 3,048
- Parts 37
Kokusu burnuma dolan içkiye baktım. Sızarak odaya yayılıyor. "Sarhoş olmalıyım," dedim çaresizlikle.
"Sarhoşsun zaten."
Başımı iki yana salladım. "Unutacak kadar değil," diye fısıldadım gözlerim dudaklarına kaydığında. "Unutacağım." Ne yapacağımı anlamıştı ama engel olmadı. "Alparslan," dedim bakışlarım dudaklarındayken "Sanırım santraç oynamak isteyen adamın ne dediğini anladım şimdi."
Alparslan'ın bedeni altımda gerildi. Gözlerim yeniden gözlerine çıktı. "Seninle santraç oynayabilir miyim?"
Yine derin bir nefes aldı. Cevap vermedi. Bende evet saydım. Yüzlerimizi yaklaştırdım. "Şah..." diye fısıldadım dudaklarına doğru.
Alparslan'ın eli belimde biraz daha sıkılaştı. Sanki beni tutmasa kayıp düşeceğim yer yalnızca zemin değilmiş gibi. Gözleri gözlerimdeydi ama bakışı insanın içine değiyordu. Fazla sakindi. O sakinlik yüzünden ben daha çok dağılıyordum.
"Deme," dedi kısık bir sesle.
Kaşlarımı çattım. "Neyi?"
"Sarhoşken pişman olacağın şeyleri."
Burnumu buruşturdum. "Belki pişman olmam."
"Olursun."
Bunu öyle net söylemişti ki. Sanki beni benden iyi tanıyordu. Sinir bozucuydu. "Dünyanın bütün cevapları sende mi?"
"Bu cevabı bilmek için dâhi olmaya gerek yok."
Kalbi hızlı atıyordu. Benimkiyse zaten kontrolden çıkmış bir çocuk gibiydi; oradan oraya koşuyordu.
"Kalbin hızlı atıyor," dedim şaşkınca.
"Bir sebebi vardır."
İçimdeki sarhoşluk bir anlığına durulmuştu sanki. İnsan bazen çok içince daha berrak hissederdi ya. Ben de ilk defa onu net görüyordum. Kaşlarının arasındaki çizgiyi. Kirpiklerinin gölgesini. Yüzündeki sakalı. Ve bana bakarken gözlerinde duran o garip sabrı. Ve dudakları... Çok öpülesi duruyordu.
Biraz da yaklaştım ve son hamlemi fısıldadım. "Mat..."
Dudaklarımızı birleştirdiğimde yıldızlar parladı içimde. Öpülesi durmuyordu yalnızca. Öyle güzel bir tadı var