yamuksaclikadin
19. yüzyılın son çeyreğinde, Çarlık Rusyası, devlete karşı gelenleri veya siyasi suçluları cezalandırmak için Sibirya'ya sürgün ve ya Deniz seyyahlarına sevk ediyordu. Bu sevkiyatlar, genellikle demiryolu veya nehir taşımacılığıyla yapılamadığından, karadan saatler süren yürüyüşler ve deniz taşımacılığı kullanılırdı. Mahkûmlar önce zincirlenir, bazen kafes veya küçük vagonlarla taşınırdı. Liman kentlerinden, özellikle Arkhangelsk, Odessa veya Baltık limanları üzerinden gemilerle taşınan mahkûmlar, Karadeniz veya Beyaz Deniz'den Sibirya içlerine ulaştırılırdı. Gemi yolculukları çoğunlukla kapalı ve kalabalık ambarlarda olurdu havalandırma yok, tuvalet ve temiz su sınırlıydı. Mahkûmlar açlık, hastalık ve soğukla boğuşurken,gardiyanlar sert disiplin uygular, kaçmayı düşünenler çoğunlukla ağır şekilde cezalandırılırdı.
1890'cı yılların başında yine aynı döngüyle devam eden sevkiyatların birinde, Barbaros bin Mustafa'nın himayesinde olan gemide tutulan 98 Rus köleden birinin başkaldırısı, Batum Seferi'nin süresini uzatmıştı. Barbaros, kaptanı olduğu gemiyi bu köle yüzünden uzun süre durdurmuş, gemideki diğer insanların hayatını tehlikeye atmıştı.Fırtınalı Karadeniz'de zincirler altında tutulan mahkûmlar, açlık ve yorgunlukla mücadele ederken, başkaldırının yarattığı kaos geminin her köşesine yayılmış, rüzgâr ve dalgalarla birleşen gerilim gemiyi adeta felakete sürüklüyordu. Fırtına ufukta beliriyordu. Ve ikisi, farkında olmadan, hem bir trajedinin hem de imkânsız bir aşkın ilk adımını atıyorlardı.