crimsynova
- Reads 2,739
- Votes 47
- Parts 4
Avuçlarındaki hiçliğe, kalbindeki ölüm arzusuna rağmen hayatta kalmaya çabalayan Serdem ve tutunduğu doğruların, sırtını yasladığı gerçeklerin onu savurduğu uçurumda verdiği savaştan pes eden Berra...
Bu iki enkaz, Karadeniz'in bir sahil köyünde karşı karşıya geldiğinde; günlerin kısalıp gecelerin uzayacağı o amansız gün dönümüne doğru geri sayım başlar. İradeleri onları başka yönlere çekmek istese de kader, bu iki yaralı ruhu birbirine çarpmaktan vazgeçmez. Ancak o gün, 21 Haziran geldiğinde her şey değişir; kader elini eteğini çeker ve gelecek, yalnızca onların yapacağı seçimlere bağlı kalır.
Bu fırtınalı hikayenin sonunda pişmanlıklar mı galip gelecek, yoksa "iyi ki"ler mi?
***
"Bir yıl önce nefesimi kaybettim sanıyordum. Soluduğum şey oksijen değil, bitmek bilmeyen bir azaptı. Dünyam yerle bir olmuş, dünya ekseninden kayıp bir karadeliğin yörüngesinde sonsuz bir döngüye hapsolmuştu. Ölene dek, yaşamadan... Sonra sen geldin, o sahici gülüşün güneşi geri getirdi. Mahkumiyet sona erdi, parmaklıklar eridi. Görmeye, duymaya, inanmaya başladım... İşte o zaman anladım, meğer seni tanıyana kadar ben hiç ciğerlerimi hissetmemişim."
***
"Deselerdi ki bundan aylar önce, birisi çıkacak karşına ve seni dünyanın en özel insanı olduğuna inandıracak... İhtimal vermezdim. İkna olmuştum çünkü, ikna etmişlerdi kalan hayatımın yaşanmaya değer olmadığına. Hiç umut etmeyecek, hiçbir beklentiye girmeyecektim... Ama sen öyle bir geldin, o kara gözlerinle öyle bir girdabın içine çektin ki beni, yıldızlar bana hep senin adını fısıldadı. Gördüğüm, duyduğum, inandığım her şey sen oldun... İşte o zaman anladım, meğer ben var olmak için hep seni beklemişim."
Not:
-Eser miktarda küfür, argo ve yakınlaşma sahneleri bulunmaktadır.
-Dram yönü ağırdır.
-Kitap, aynı isimle yayınlanmış önceki versiyonundan farklıdr