CananBayr2
- Reads 1,096
- Votes 480
- Parts 24
Öyge, aynadaki aksine bakmaya tahammül edemiyordu. Çirkinleşen yüzü, kaybettiği ilahi ışığı ve içindeki intikam hırsı onu Mogat'ın gölgeli mahzenine geri itti. Yeni bir beden, taze bir hayat istiyordu; ama bunun bedeli kadim yasaların bile titrediği bir günahtı.
Mogat, asasını yere vurarak o korkunç şartı fısıldadı: "Sürgün'ün yasak meyvesini almalısın. Ama o meyve, ancak bir ruhun kurbanıyla dalından düşer."
Kurban belliydi: Sevdiği adamın gönül bağının olduğu o masum genç kız. Öyge, fani dünyaya gölge gibi sızdı. Karanlık ayinlerle evlilik arefesinde ki kızın ruhunu bedeninden söküp aldı ve Sürgün'ün derinliklerindeki o uğursuz elma ağacına sundu. Ağaç, kurbanın çığlığını köklerine hapsederken, dallarının arasından bembeyaz, ay ışığı gibi parlayan tek bir elmayı avuçlarında tutarken artık bir faninin rızası gerekliydi.
Uzun arayışlar sonunda Nesibe'yi buldu. Nesibe, yıllardır evlat hasretiyle yanıp tutuşan, bu uğurda ruhunu bile satmaya hazır bir kadındı.
"Sana özlemini duyduğun o canı vereceğim," dedi Öyge, yüzündeki çirkinliği gizleyen bir pelerin ardında.
Gözü dönmüş Nesibe, bu teklifin arkasındaki dehşeti görmeden kabul etti. Artık geri sayım başlamıştı; Öyge, içine gireceği o taze bedenin, Nesibe'nin rahmindeki bebeğin doğmasını bekleyecekti.
On iki koca yıl... Öyge için her saniyesi bir asır gibi geçen, sabrın kuyusunda beklemekle dolu bir zaman dilimi. Aslında Nesibe ile yaptığı o kanlı pazarlıktan sonra onu hemen yanına almayı düşünmüştü. Fakat aynadaki aksine baktı; beli bükülmüş, elleri kurumuş bir dal parçasına dönmüş, nefesi bile kesik kesik çıkmaya başlamıştı.
O taze bedeni çalacağı günü beklerken, bir bebeğin uykusuz gecelerine, bitmek bilmeyen ağlamalarına tahammül edemezdi. Bu yüzden Mahru'yu on iki yıl boyunca uzaktan, bir gölge gibi izlemeyi