zeraphi_s
- Reads 945
- Votes 134
- Parts 7
Bir varmış bir yokmuş uzak uzak diyarların birinde kötülük insanlara nefes bile aldırmıyormuş. Kral halka yaptığı kötülük ve adaletsizliklerle onları günden güne öldürüyormuş. Kral zalim olduğu kadar kara büyüyle de çok ilgiliymiş.
Lakin bir gün kalkan isyanla diyar ikiye ayrılmış. İsmide iyilik ve kötülük taraflarıymış. Kötülükden kaçanlar diyarın bu tarafını bir kurtuluş olarak görüyormuş.
Ne kadar sınırlar çizilmiş olsa da ara-ara olan savaşlar ve kralın yaptığı kara büyüler iyilik tarafındaki gücü tüketiyormuş. Peki, ne olacaktı? Kara büyüler devam ederse halk mahv olurdu.
Bu yüzden bir suikast düzenlendi ve kötülük diyarının kralı öldürüldü. Düşünülüyordu ki, kralın hiç bir varisi yok.
Diyar yeniden birleşdi. Artık adalet sağlanmıştı ve her iki tarafın halkı için aynı haklar geçerliydi. Zor olsa da halk bu düzene alışdı. Sakinlikle geçiyordu artık günler.
Kötülük sarayı ise kendi karanlığına terk edilmişti. Artık hiç kimse orada yaşamıyordu.
Peki, gerçekten hiç kimse mi yaşamıyordu?
O zaman sarayı çevreleyen karanlık ormanda kimilerinin duyduğu ve asla kaynağı öyrenilemeyen bir hayvanı andıran bu kükremeler kime aitti?
"Burada ne arıyorsun küçük kız?" Arkamdan gelen bu seste neyin nesiydi. Olamaz yoksa o canavarmıydı bu.
"B-bana zarar verme. Sadece tavşanım buraya kaçtı ve bende girmek zorundaydım. Seni rahatsız mı ettim? Çok üzgünüm. Beni yeme olur mu?"
İşte Güzel ve Çirkinin hikayesi burda başlıyor arkadaşlar.