lws_adaa
"Boş ver beni doktor, vatan sağ olsun!" dedi Demir, sesi barut kadar sert, bakışları kış ayazı kadar keskindi.
Ebru ise hastane koridorlarındaki o puslu havada gözlerinin içine bakarak fısıldadı:
"Vatan sağ olsun Yüzbaşı... Ama bu vatanın sana da ihtiyacı var, bizim gibi şifa dağıtanlara da."
Hakkari'nin dondurucu ayazında, şifa dağıtan bir hastaneye yapılan o hain saldırı, Cerrah Ebru ile Bordo Bereli Demir'in yollarını geri dönülmez bir şekilde kesiştirdi. Artık Ebru bir hedef, Demir ise onun tek koruyucusuydu. Ancak askeri lojmanların katı kuralları arasında bir gölge gibi yanında durabilmesinin tek bir yolu vardı: Resmi bir sıfat.
"Seni korumam için yanımda bir 'eş' olarak durman lazım Ebru. Sadece bir yıllık anlaşmalı bir evlilik... Sonrası herkesin kendi yolu."
Biri hayat vermek için neşter tutan bir cerrah, diğeri vatanı yaşatmak için barut koklayan bir asker. Bu imza sadece bir güvenlik önlemi miydi, yoksa kışın en sert fırtınasında başlayacak imkansız bir masalın ilk adımı mı?
"Barutun ateşi neşterin soğukluğuna değdiğinde; ya buzlar erir, ya da yürekler yanar."