paramparcayizzaten
Karadeniz, kıyılarını döven hırçın dalgalarıyla o gün iki çocuğun sessiz vedasına şahit olmuştu. Gökyüzü, sanki bu ayrılığı biliyormuş gibi ağır bir griye boyanmıştı.
O küçük kalpler, aslında her atışında birbirinin adını fısıldıyordu; ama gurur, zorunluluk ve o çocuksu fedakarlık, aralarına aşılması imkansız dağlar gibi girmişti.
Zaman, Karadeniz'in hırçın suları gibi akıp gidecekti. Baras, o tozlu parkta bıraktığı Kumsal'ın hayalini kalbinin en derininde, o ezik gazoz kapağının yanında taşıyacaktı. Kumsal ise aynaya her baktığında, bir zamanlar "çok güzelsin" diyen o çocuğun bıraktığı enkazı görecekti.
Biliyordu ikisi de... Karadeniz'e giden gemiler bazen geri dönerdi ama Karadeniz'in kıyıdan alıp götürdüğü o masumiyet bir daha asla geri gelmezdi.
Baras bir gün elbet dönecekti; omzunda yıldızları, kalbinde ise o eski yarasıyla...
Fakat döndüğünde hiçbir şey bıraktığı gibi olmayacaktı. Ne Kumsal o eski masum Kumsal kalacaktı, ne de Baras o gamzeli, korumacı çocuk...
"Gidenun arkasindan deniz ağlar derler...Ama kalanın yüreğindeki fırtınayı kimse bilmez."
Baras&Kumsal
270226