zeehradrdu
- Reads 250
- Votes 22
- Parts 13
Gökyüzü o gün sessizdi.
Sessizlik, çoğu zaman huzur değil, yaklaşan fırtınanın habercisiydi.
Türk Hava Sahası'nda rutin bir keşif uçuşu gibi başlayan görev, aslında haritanın görünmeyen katmanlarına açılan bir kapıydı. Gökçe, kokpitin içinde yalnızdı ama yalnızlık ona yabancı değildi. Motor sesini dinlerken gözleri çoktan aşağıdaki coğrafyayı okumaya başlamıştı bile; yollar, gölgeler, hareketler... hiçbir şey sadece "manzara" değildi onun için.
O, uçmuyordu.
O, görüyordu.
Ve bazı insanlar gökyüzünü sadece izlerdi. Bazılarıysa onun içinden geçerek gerçeği toplardı.
Arhan Kaya'nın timi ise yerin çok daha altında, başka bir gerçeğin peşindeydi. Onlar için dünya haritalardan ibaret değildi; bayraktan ibaretti. Vatan için canlarını ortaya koyar kan kussalar şehadet şerbeti içtim derlerdi. Her biri bir lakap taşıyordu, çünkü gerçek isimleri fazla ağırdı.
Kara.
Akbaba.
Parazit.
Zehir.
Avcı.
Bozo.
Dilsiz.
Ve daha kimse fark etmeden, bu isimlerin arasına bir tane daha yazılacaktı.
Engerek.
Ama hiçbir şey planlandığı gibi gitmezdi.
Bazen bir görev sadece başarısız olmazdı... parçalanırdı.
Ve o parçaların içinde, insanın kendisi de kaybolurdu.