nasiirova
İnsan en büyük kıyametinin koptuğu anı asla unutmuyor.Hastanenin o beyaz odasında son saniyelerimi sayarken, uzaklarda bir adamın dünyası kararıyordu. Birinin son nefesi, benim ilk nefesim oldu. Göğsümde atan bu kalp bana ait değildi. Başka birinin sırlarla dolu yarım kalmış hikayesini taşıyordum.
İyileşip Foça'nın ıssız kayalıklarına sığındığımda, bu emanetin beni kime götüreceğini bilmiyordum. Ta ki onunla kasabanın uzağında, insanlardan kaçan o yabani, hırçın adamla çarpışana kadar. Atlas'la.
O an, göğsümdeki kalp kaburgalarımı kıracak gibi çarpmaya başladı. Sanki benden bağımsız bir canlı gibi, karşımda duran bu tehlikeli adama doğru atılıyordu.
Kolumu sertçe kavrayıp beni kendisinden uzaklaştırdı. Bakışları vahşi bir hayvanınki kadar keskin ve öfkeliydi.
"Kalk git buradan. Benim olduğum yerde dolaşma."
"Ben... sadece geçiyordum," diyebildim nefesim kesilerek. Elimi istemsizce deli gibi çırpınan göğsüme bastırdım.
Atlas, sanki göğsümün altında görünmez bir şey hissetmiş gibi duraksadı. Gözleri ellerime, sonra da kalbimin tam üzerine dikildi.Öfkeyle dişlerini sıktı, sanki benden değil de kendi içindeki bir canavardan kaçar gibi geri çekildi.
"Bana öyle bakma! Git dedim sana!" diye kükredi ve arkasını dönüp kayboldu.
O yabani hırçınlığına rağmen, göğsümdeki bu "misafir" neden onu görünce yuvasına dönmüş gibi çırpınmıştı? Aramızdaki o büyük, kanlı sırrdan ikimiz de habersizdik. Bittiğimiz yerde başlayan bu tehlikeli aşk bizi evcilleştirecek miydi, yoksa büsbütün mü mahvedecekti?