azruysal
- Reads 198
- Votes 26
- Parts 11
Dünü ve bugünü düşündüm o gözlerin içine bakarken. Ona bakmamın tek nedeni vardı: "Hâlâ eskisi gibi mi?" sorusuna cevap aramak. Ama içimdeki ses fısıldıyordu: "Artık onu tanımıyorsun. Onu anlayamıyorsun, hislerini bile çözemiyorsun." Haklıydı da. Eskiden bir bakışla ne hissettiğini anlardım. Şimdi ise, ya o duygularını saklıyordu ya da ben onu unutmuştum.
"Neyi görmek istiyorsun?"
Atlas'ın sorusu beni kendime getirdi. Gözlerini kısmış, dikkatle beni izliyordu. Gözlerimi kırpıştırdım. Yukarı bakarak, gözlerimin ucunda biriken yaşları içime geri itmeye çalıştım.
"Seni görmek istiyorum, Atlas. Hislerini görmek istiyorum..." Bir an duraksadı. Gözlerinde şaşkınlık vardı. Bu sözleri duymayı beklemiyordu, belliydi. Ama ben artık zamanı ertelemiyordum. En değerlimi kaybettikten sonra, susmanın ne kadar ağır sonuçlar doğurabileceğini öğrenmiştim. Aynı pişmanlığı bir daha yaşamak istemiyordum. Sesim titriyordu ama söylediklerimin arkasındaydım. "İstersen söyleme, hislerini zorla anlatmak zorunda değilsin. Ne zaman istersen, o zaman bilirim."
Başını hafifçe iki yana sallayarak gülümsedi. "Hayır," dedi yumuşak bir sesle. "Hisler söylenmemeli, yaşatılmalı. Eğer gerçekse zaten hissedilir. Ve ben hissettirebildiğim güne kadar seni beklerim."
"Vay vay, romantik erkeğe bak sen!" Duru'nun imalı sesi odada yankılandı. "Dilinden aşk dökülüyor, sevgi dökülüyor resmen."
Toprak, bu lafı kendine yedirememiş olacak ki, hemen kendini savunmaya geçti. "O da bir şey mi, sen bir de beni gör!" Ters ters Atlas'a bakıp ekledi. "Hem ben öğrettim ona bunları." Göz kırptı. "Yani anlayacağın, her şey benim sayemde. Haberiniz olsun."