Melis123456m
- Reads 221
- Votes 77
- Parts 11
Kuzey Rüzgarı ve Gökçe Yıldızı Masalı
Bir varmış, bir yokmuş...
Çok eski zamanlarda, rüzgârın diliyle yıldızların konuştuğu bir diyar varmış.
O diyarda Kuzey adında bir rüzgâr yaşarmış; sert, inatçı ve gururlu.
Geçtiği her yerden soğuk bırakır, dağları sarsar, denizleri kabartırmış.
Bir gece, gökyüzü sessizliğe bürünmüşken, Gökçe adında küçük bir yıldız parlamış.
Öylesine parlakmış ki, Kuzey'in gözlerini kamaştırmış.
Kuzey sinirlenmiş:
"Sen de kimsin?" demiş. "Bu karanlık gökyüzünde bu kadar parlamak ne cesaret?"
Gökçe alayla gülümsemiş.
"Senin gibi bağırıp çağırarak değil, sessiz kalarak parlarım ben," demiş.
"Senin rüzgârın eser, geçer; ama benim ışığım kalır."
Kuzey öfkeden kıpkızarmış.
"Ben istersem gökyüzünü karartırım!" diye haykırmış.
Gökçe hiç korkmamış.
"Karart," demiş sakince, "ama bil ki en koyu karanlıkta bile ben parlarım."
O gece rüzgâr ile yıldız birbirine meydan okumuş.
Kuzey bulutları toplamış, gökyüzünü kaplamış.
Ama bulutlar dağıldığında, Gökçe hâlâ oradaymış.
Biraz yorgun, ama dimdik.
Kuzey o anda ilk kez susmuş.
Çünkü anladığı bir şey vardı:
Bazen sessizlik, en güçlü fırtınaydı.
O günden sonra her gece ona bakmış.
Başta nedenini bilmeden, sonra alışkanlıktan...
En sonunda ise özlemden.
Ama kader, rüzgârla yıldızın dostluğuna izin vermemiş.
Bir sabah Gökçe parlamamış.
Gökyüzü bomboşmuş, Kuzey'in sesi kesilmiş.
O günden sonra ne zaman fırtına çıksa insanlar demiş ki:
"Rüzgâr yine Gökçe'ye kızıyor."
Ama kimse bilmezmiş ki...
Kuzey aslında kızmıyor, özlüyormuş.
______