ZEHRAYETKIN0
- Reads 272
- Votes 50
- Parts 13
Soyumun ihaneti, üzerime kirli bir pelerin gibi yapışmıştı. Chavez ailesinin o en başından beri savunduğu "eşit adalet" ülküsü, meğer sadece kanlı bir maskeden ibaretmiş. İçimde beslediğim o zayıf umut kırıntısı, annem sandığım kadının bu oyunu altüst etmesiyle paramparça olmuştu. Daha da kötüsü, damarlarımda akan kanın kaynağı olan o kadının, aslında annem olmadığını öğrenmekti. Chavez ailesi sadece adaletin peşinde değildi; onlar yaşamak isteyenlerin hırsı, eşitlik isteyenlerin öfkesi ve servet isteyenlerin açgözlülüğü arasında savrulan, parçalanmış bir güruhtu. Ben ise bu karmaşanın ortasında, ne olduğu belirsiz bir günah keçisiydim. Balkondan içeriye, odanın boğucu sessizliğine süzüldüm. Gözlerim, kapının üzerinde asılı duran o gazeteye çakılı kaldı. Bakışlarım, bir hançer gibi kâğıdı delip geçiyordu.
"SON DAVET KAPTANI"
Kırmızı, büyük ve kışkırtıcı harfler... Karın ve gecenin hüküm sürdüğü bu Kuzey topraklarında, yeni bir adalet sistemi artık toprağın değil, denizin üzerinde yükseliyordu. Kendi yasalarını dalgaların arasında yazan bir güç doğmuştu. Yönetimin ölüm emri, halkın fısıltılarına karışmış; ölüsünü getirene vadedilen o devasa servet, herkesin iştahını kabartmıştı. Gazetedeki satırları okurken ellerimin buz kestiğini hissettim. Yeni doğan bu gücün karşısında Kraliyet'in o sarsılmaz sanılan dengeleri altüst olmuştu. Soylu kanlar ve devrim elitleri, yıllardır işledikleri günahların bedelini artık denizden gelen o soğuk adaletle ödüyorlardı. Kraliyet ise, elleri görünmez zincirlerle bağlanmış bir dev gibi çaresizdi. Halk, yüzyıllar sonra ilk kez tahtın yetersizliğine şahitlik ediyor ve bu belirsizliğin getirdiği korkuyla titriyordu.
Ve tam orada, sayfanın en altında, o devasa başlığın hemen yanında kendimi gördüm.
VİCTORA CHAVEZ