ulvyris0
Hazar Atabeyli, sevdiği kadının toprağa verildiği gece Karadeniz'i ateşe verdi. Sabaha karşı İstanbul'daki o malikanenin kapıları kırıldığında, Hazar'ın gözlerinde sadece ölüm vardı. Düşmanının inine daldı; amacı o adamın canını sökmekti.
Ama karşısında o korkağı değil, elleri bağlı, bir kenara atılmış Efsun'u buldu.
Efsun'un amcası olacak o şerefsiz, kendi öz kızını yanına almış, yeğeni Efsun'u ise kurdun önüne yem olarak bırakıp kaçmıştı. Hazar, silahı Efsun'un alnına dayadığında, kızın amcası tarafından harcanmış olmasının verdiği o titrek teslimiyeti gördü.
"Kendi kızını kaçırıp seni mi bıraktı?" diye bağırdı Hazar. Öfkesi odayı dar ediyordu.
Efsun sadece yutkundu, gözlerindeki o masum acıyla Hazar'a baktı. "Beni feda etti," dedi sesi titreyerek. "Öldür beni, kurtulayım."
Hazar'ın parmağı tetikteydi. Ama o an, öldürmenin bir kurtuluş olduğunu fark etti. Soykanlara en büyük darbe, kurban edilen kızın acısı değil, geride bıraktığı bu masum kızın Atabeyli'nin elinde bir silaha dönüşmesi olacaktı.
Hazar silahı indirdi. Efsun'un koluna yapışıp onu ayağa kaldırdı. "Herkes senin ölüne sevinir," dedi, sesi buz gibi bir nefretle yankılanarak. "Ama seni Atabeyli'nin gelini olarak Karadeniz'e götürdüğümde, o kaçtıkları delikte her gün ölecekler."