mavyy_maveraa
- Reads 4,399
- Votes 194
- Parts 23
Bir kaza, üç aylık bir karanlık ve uyandığımda ellerime tutuşturulan yabancı bir hayat. Herkes bana kim olduğumu anlattı; rütbemi, geçmişimi, çocukluğumu. Ama bir ismi söylerken sesleri hep titredi, Umay, Onu hatırlamıyorum. Beynimin kıvrımlarında ona dair tek bir kare, tek bir anı kırıntısı yok. Ama adını her duyduğumda, göğüs kafesimin altında tarifini yapamadığım bir yangın başlıyor. 'Çok sevdin,' dediler. 'Onun için dünyayı yakardın.' dediler. Oysa o dünya, ben uykudayken küle dönmüş. Ben yokken o gitmiş, bir başkasının hayatına sığınmış, bir başkasının soyadını ruhuna bir zırh gibi kuşanmış. Yıllar sonra, kaderin en acımasız oyununu oynadığı o sınır hattında, Nusaybin'de dikildi karşıma. Yüzbaşı Umay Mehir Karaz. Karşımda duran kadın bir yabancı olmalıydı beynim öyle söylüyordu. Ama gözleri O gök gözlerine ilk baktığım an, ruhumun derinliklerinde bir yerlerde bir kilit kırıldı. Kelimelerim sustu, nefesim kesildi. Hafızam silinmiş olabilir ama kalbim, sanki hiç unutmamış gibi aynı tempoda çarpmaya başladı. En zoru neydi biliyor musunuz? Silah arkadaşım dediğim kadının, bir zamanlar nefesim olan o gözlerin içine bakıp 'Neden?' diye soramamak. Onu bir başkasının çocuğuna gebe, karnı burnunda gördüğümde hissettiğim o devasa yıkım bir yanım ona haykırmak, hesap sormak istiyor diğer yanım ise o yorgun bakışların ardındaki devasa sırrı, o sessiz fedakarlığı seziyor. Ben bir askerim; cephede düşmanımı tanır, namlumu ona doğrulturum. Ama şimdi en büyük savaşım kendi içimde. Hatırlamadığım bir aşkın enkazı altında kalmışken, gururumla özlemim arasında can çekişiyorum. O çocuk bana ait değil, o kadın artık bana ait değil... Peki, neden kalbim hâlâ sadece onun olduğu yöne doğru çarpıyor? Hafıza silinebilir, anılar toz olup uçabilir ama bazı ruhlar birbirine öyle bir mühürlenmiştir ki; n