ilaykaraca
- Reads 163,924
- Votes 5,198
- Parts 28
Aşık olduğu yüzbaşıya müstehcen mesajlar atan Beliz Yıldırım. Bunu yaparken iki şeyi hiç hesaba katmamıştı:
1. Yüzbaşının numarasını daha ilk günden bulacak kadar kararlı olmasını,
2. O mesajları ertesi gün bizzat kapısına dayanacak kadar ciddiye almasını.
&&
"Şimdi..." dedi Göktuğ, ses tonundaki yumuşaklık aniden yerini o flörtöz ve tehlikeli tınıya bırakırken. Dudaklarında yaramaz, hesap soran bir gülümseme belirdi. "Gelelim bana o ekranın arkasından attığın, kanımı beynime sıçratan o çıldırtıcı mesajlara..."
Siktir... İçimden okkalı bir küfür savurdum. Elbette o mesajların bir bedeli, sorulacak bir hesabı olacaktı. Karşımdaki adam bir kural adamıydı ve kaçmama izin vermeyecekti.
Gözlerimi zorlukla aralayıp doğrudan yüzüne baktım. Yakalanmış bir suçlu edasıyla dudaklarımı istemsizce birbirine bastırıp dişledim. Göktuğ bu hareketimle birlikte bakışlarını dudaklarıma indirdi. Benim dişlediğim, eziyet ettiğim o tam noktaya kendi dudaklarını değdirdi. Fakat beni öpmedi... Sadece dilinin ucunu yavaşça, hissettire hissettire o çizginin üzerinde gezdirdi. Adeta aklımı başımdan almak, beni tamamen çaresiz bırakmak ister gibi bir işkenceydi bu.
"Onları bana yazarken, o kafandan tam olarak ne geçiyordu, hm?" Sesi fısıltı halindeydi, gülümser gibiydi ama gözlerindeki o karanlık parıltı tehlike çanlarını çalıyordu.
"Her şeyi... Her şeyi böyle sorgulayacak mısın gerçekten, Göktuğ Yüzbaşı?" dedim, aldığım kesik nefeslerin arasında zar zor konuşarak.
Başını hafifçe yana doğru eğdi, dudaklarının kenarı alaycı bir tavırla yukarı kıvrıldı. "Yok..." dedi, sesi erkeksi bir hırıltıya dönüştü. "Bugün sorgu odasında değiliz, bugün sorgulamak yok. Çünkü daha seninle yarım kalan çok önemli işlerimiz var. Onları bitirelim, sonrasında uzun uzun konuşuruz."