Yazankiz
Emma, geceleri çalışan, sessiz ve sakin bir hayata sahip sıradan bir genç kızdır. Ama bir gece eve dönerken karanlık bir varlık tarafından izlendiğini hisseder. Bu his günlerce peşini bırakmaz - gölgeler, adımlar, birinin nefesi... her şey fazla gerçektir.
Onu izleyen kişi, aslında yüzyıllardır gecenin içinde yaşayan güçlü bir vampir olan Kael'dir. Kael, insanların dünyasından uzak durmaya yemin etmiş, kimseye bağlanmamış bir varlıktır.
Ta ki Emma'yı görene kadar.
Kael, Emma'yı ilk gördüğü andan beri nedenini bilmediği bir çekim hisseder. Emma'nın sıradanlığı, sessizliği, insan sıcaklığı... hepsi Kael'in karanlık dünyasında bir çatlak açar.
Emma da zamanla Kael'in varlığını hisseder; onun gözlerini, adımlarını, rüzgârda bıraktığı dokunuşu... Kael'e korkuyla karışık bir merakla bağlanır.
Ama bu bağ, vampir dünyasında yasaktır.
Çünkü vampirler, bir insana bağlandıklarında:
O insan onların en büyük zayıflığı olur.
Kael, Emma'yı tehlikeden korumaya çalışırken kendi duygularıyla savaşır. Emma ise normal bir insan olarak, gecenin içinde yaşayan bu yabancının kalbine nasıl dokunacağını bilmez.
Emma'nın hayatı basit bir takip olayı gibi başlayan şeyin, yavaş yavaş derin bir aşka dönüşeceğini hiç bilmez.
Ve Kael, yüzyıllardır hiç hissetmediği bir şeyi Emma'da bulur:
Kalbinin yeniden atabildiğini.
Ama vampirlerin bir kuralı vardır:
"Gece, insanla bağ kurarsa, ikisinden biri mühürlenir."
Emma bilmez...
Kael bilmez...
Ama aşkın kendisi zaten başlı başına bir "mühür"dür.