justyasamayacalismak
Kafesi açık, özgür ama kanatları kırık bir kuş, gökyüzünde ne kadar uzağa uçabilirdi?
Kendini bildi bileli baskıcı ve ataerkil bir ailede büyüyen Manolya, bir gün aniden cesaretini toplar. On sekiz yaşını geçmiş olmanın verdiği yasal özgürlük ve yıllardır her ihtimale karşı biriktirdiği parayla ailesini geride bırakıp kendine yepyeni bir hayat kurar. Yeni bir mahalle, yeni bir ev, temiz bir başlangıç...
Dışarıdan bakıldığında her şey olması gerektiği gibidir, ancak Manolya'nın ruhu hala aradığı o özgürlüğü bulamamıştır. Peşini bırakmayan o ağır suçluluk duygusu, çocukluğundan beri zihnine kazınan asılsız ahlak kuralları ve sokaktaki herkesin ona kınayıcı gözlerle baktığı hissi... Tüm bunlar, Manolya'nın bir kabustan başka bir kabusa uyanmasına neden olur.
Fakat adım attığı bu yeni mahalle, ona yalnız olmadığını fısıldayan insanlarla doludur. Herkesin onu yargılayacağını sanıp korkarken, hayatına giren sıcacık dostluklar Manolya'nın buz tutmuş dünyasını eritmeye başlar. Yaralarını sarmayı, beraber delirmeyi ve en önemlisi "aile" kavramının sadece kan bağından değil, can bağından da ibaret olduğunu ona bu insanlar öğretecektir. İlk kez sırtını korkusuzca yaslayabileceği dostlar, onun bu yeni hayatındaki en büyük kalkanı olur.
Yine de kadının hep boyun eğdiği o tanıdık ilişkiler yüzünden kalbini aşka tamamen kapatmıştır Manolya. Tüm erkeklerin aynı kalıptan çıktığını düşünürken, mahallenin boks salonunu işleten adamla yolları kesişir. Başta sert, soğuk ve mesafeli görünen bu boksörü, tanıdığı diğer o bencil adamlardan farksız sanır.
O kürdan gibi cüsselerine bakmadan kendilerini yüceltmeye doyamayan erkeklerin aksine, o adamın o devasa gövdesiyle önünde şefkatle diz çökebileceğini henüz bildiği zaman ise şüphesiz kalbini ona düşünmeden verecektir.