verdisan
1981 senesinin Rusya'sında geçen, kahraman bakış açısıyla yazılmış bu romanda, başkarakter İrina'nın hayatı ele alır. İrina henüz beş yaşındayken, babasının Moskova'daki bir fabrikada intihar ettiği haberini alır. Doğduğu günden beri geçim sıkıntısı içinde büyümüştür; yokluk, onun için geçici bir durum değil, hayatın değişmez bir parçasıdır. Büyüdükçe bu acıyı ve yoksulluğu önce anlamaya, sonra yaşamaya başlar.İrina, sürekli düşünen, sorgulayan ve kendi içinde felsefe yapan bir karakterdir. Kendini Tanrı'ya yakın hisseder; inancı, onun için bir sığınaktan çok bitmeyen bir konuşma gibidir. Hayata ve varlığa dair soruları erken yaşta başlamış, Protestan bir kimlik benimsemiştir. Çocukluğunda oyuncak sahibi olamaması, onda derin bir eksiklik duygusu bırakır; bu yüzden bakıcılık yaptığı çocukların oyuncaklarıyla gizlice oynar, kimse görmeden o boşluğu doldurmaya çalışır.Zamanla içini dolduran karanlık ve cevapsız düşünceler, onun kendini suçlamasına ve şizofreni rahatsızlığına yakalanmasına neden olur. Bununla birlikte temizlik takıntısı da vardır; ancak işe girebilmek ve insanların onu "deli" olarak damgalamasından korktuğu için hem hastalığını hem de bu takıntısını gizlemeye çalışır.İrina babasını çok sever ve derin bir özlem duyar. Onu hatırlatan aynalardan bilinçli olarak uzak durur; sigaranın kokusu babasını çağrıştırdığı için sigara içmez, hatta sigara içen insanlardan bile uzak durur. Geçmiş, onun için yalnızca bir anı değil, her an tetiklenebilecek bir yaradır.İçindeki sesi çoğu zaman bir şeytan olarak yorumlar; onu suçlayan, yargılayan bir varlık gibi görür. Ancak zaman zaman bu sesin doğruları söylediğini de fark eder. Ne zaman susturması, ne zaman dinlemesi gerektiğini bilemez. İrina'nın mücadelesi, yalnızca hastalığıyla değil; gerçeğin, inancın ve suçluluk duygusunun n