_oylesiineeiistee
Kalbin sahip olduğu dört odacık varmış. İnsanlar her odacığa birini, birilerini koyarmış. Kalbi çürümüş bir insan bile doldururmuş o odakları. Küçük bir çoçuk anne ve babasını, en sevdiği oyuncağını belki arkadaşlarını belki dede ve anneannesi koyar o odacıklara. Yetişkin biri ise anne ve babasını, sevdiği kadını - adamı, çocuklarını koyar. Yaşlı biri ise torununu, çoçuğunu, kocasını belki de aklıma gelmeyecek şeylerini koyar o odacıklara. Peki benim kalbimin sahip olduğu o odacıklarda kim var? Kimse. O odacıklardan biri doluydu, oda geçmişin bıraktığı izlere ev sahipliği yapıyordu. O odacık acılara ev sahipliği yapıyordu.
-----
Cenaze töreninin ardından iki gün geçmişti. Ev sessizdi. Bende duştan çıkmış üstümü giyinmiştim. Saçlarım ıslak ve dolaşmıştı, babamın yokluğu bir kere daha yüzüme vurmuş gözlerimden yaşlar akıtmıştı. Bir süre öyle durduktan sonra aklıma o gelmişti. Sözünü tutardı. Babamın her ihtimale karşı verdiği adres yazılı kağıdı almış ve üstüme hırkamı giyip evden çıkmıştım. Adrese geldiğimde kapıyı çaldım, kimse açmadı. Sonra bir kere daha. Bir kere daha. Bir kere daha. Ama kapıyı açan hiç olmadı. Sonra yanıma bir amca geldi. "Gitti onlar, memleketleri Ankara'ya." Dedi. Kabullenmek istemedim. Çünkü ne Meryem teyzenin beni tek bırakacağını nede Giray'ın gideceğine ihtimal vermedim. Vermek istemedim. Kapının yanındaki kaldırıma oturdum. Öylece bekledim. Giray gelip sözünü tutsun diye saatlerce o kapının önünde bekledim. Ama kimse gelmedi. O zaman anladım. Kimsem yoktu benim. Yapayalnızdım ben. Kimsesizliğimle O kapının önünde yüzleştim ben.